"Sağlık" kategorisi altındaki tüm yazılar listelenmektedir.
Tarih: 22 Haziran 2011
0 views Görüntüleme

Bebeklerde göbek bağı bakımı

Anne karnındayken bebeğin beslenmesini sağlayan yaklaşık ve 50 santimetre uzunluğundaki , bebek doğduktan sonra 2-3 santimetrelik kısmı göbekte bırakılarak kesilir ve zamanla kuruyarak düşmesi beklenir.

Göbek kordonunun bebeğin cildinde kalan kısmı uygun bakım yapılırsa 8 ile 10 gün içinde kuruyarak kendiliğinden düşer.

Bazı bebeklerde süre 12-15 güne uzayabilir.

Göbek bağının doğal zamanından önce veya sonra düşmesi sakıncalı olabilir. Bağ erken düşerse yeni doğan tetanosu, sepsis gibi çeşitli enfeksiyonlara işaret olabilir.

Yeni doğan bebeğe göbek bağı düşene kadar banyo yaptırılmamalı, göbek bölgesi kuru kalmalıdır.

Göbek kordonu günde bir veya iki kere Batticon vb. solüsyonlar veya yüzde 70’lik alkol kullanılarak temiz bir pamukla silinmelidir. Temizlikte kullanılan ilaçlar yalnızca kordona sürülmeli, cilde bulaştırılmamalıdır.

Göbek çevresinde kızarıklık görülürse veya göbekten 1-2 damladan fazla kan gelirse, bölgenin iltihap kaptığının belirtisi olabilir.

Ayrıca göbek bağının zamanından geç kopması da iltihap veya kordonun altındaki bölgede bir anormalliğin göstergesi olabilir. Bu durumlarda doktora danışılması gerekir.

2 views

Tarih: 22 Haziran 2011
0 views Görüntüleme

Göbek yağları fıtık yapıyor

Karın bölgesindeki fazla yağların omurgalara binen yük nedeniyle rahatsızlığına neden olduğunu söyleyen uzmanlar, karın bölgesindeki isteyen hastalarını estetik cerrahlara yönlendiriyor.

Karın bölgesindeki fazla yağların omurgalara binen yük nedeniyle bel fıtığı oluşumunu kolaylaştırdığını söyleyen Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. , “Son yıllarda beyin cerrahi ve fizik tedavi uzmanları, bel ve sırt ağrısından şikayeti olan birçok hastayı plastik cerrahlara yönlendiriyor. Yapılan estetik ameliyatla karın bölgesindeki yağların ve sarkan derinin alınması hem bel fıtığı oluşumunu engelliyor hem de küçük fıtıkların oluşturduğu şikayetler yük ortadan kalkınca kendiliğinden kayboluyor, ağrılar son buluyor” dedi.

Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Zekeriya Kul, omurgaların esnekliğini sağlayan ve bir tür destek görevi gören disklerin aşırı baskıya maruz kaldıklarında oluşturduklarını söyledi. Özellikle karın bölgesinde toplanan aşırı kilo ve sarkmaların omurlar üzerine baskı yaptığını, aynı zamanda öne doğru çekme hareketiyle omurların duruşunu değiştirdiğini ifade eden Zekeriya Kul, “Omurgalara binen yük ve çekme etkisi bel fıtığı oluşumunu kolaylaştırıyor” diye konuştu.

Beyin cerrahları yönlendiriyor

Fazla kiloların sadece estetik bir kusur olarak görülmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Zekeriya Kul, şunları söyledi:

“Birçok kişi, estetik operasyonların sadece güzelleşmek amacıyla yapıldığı algısına sahip. Oysa ki bu düşünce yanlış. Son yıllarda beyin cerrahi ve fizik tedavi uzmanları, bel ve sırt ağrısından şikayeti olan birçok hastayı plastik cerrahlara yönlendiriliyor. Çünkü vücudu öne doğru çeken kuvveti ortadan kaldırdığı için vücudun duruşunu değiştiriyor ve omurların üstüne binen yükü ortadan kaldırıyor. Yapılan estetik ameliyatla karın bölgesindeki yağların ve sarkan derinin alınması hem bel fıtığı oluşumunu engelliyor hem de küçük fıtıkların oluşturduğu şikayetler yük ortadan kalkınca kendiliğinden kayboluyor, hastaların ağrıları son buluyor.”

Fıtığa da göbeğe de son!

Hastalara öncelikle diyet ve sporu önerdiklerini fakat bunlara yanıt alınmadığı takdirde estetik ameliyata başvurulması gerektiğini belirten Dr. Kul, “Hastalara önerdiğimiz en son seçenek ameliyat. Spor ve diyette başarı sağlanmazsa, yüksek yan gerilimli karın estetiği ile sorunu ortadan kaldırıyoruz” diye konuştu.

Yüksek yan gerilimli karın estetiği ameliyatıyla fazla yağı ve deriyi alıp, karın duvarını oluşturan ve gevşemiş olan kasları bir nevi iç korse yaparak tamir ettiklerini söyleyen Zekeriya Kul, şunları ifade etti:

“Karın estetiği ameliyatlarında geçmiş yıllardaki teknik ve estetik anlayışımız değişti. Amacımız sadece gergin ve fazlalığın alındığı bir karın ön duvarı değil, aynı zamanda belirgin bir bel kavsinin ortaya çıktığı bir anatomi oluşturmak. Yüksek yan gerilimli karın estetik ameliyatıyla bu mümkün. Fazla deri ve yağ dokusu alınıp yan bel bölgeleri liposuction ile inceltildikten sonra karnın ön duvarında zayıflamış ve gevşemiş karın kaslarını birbirine birleştirerek karın ön duvarını güçlendiriyoruz. Aşırı yükten kurtulup kasları güçlenen hastanın vücut postürü normale döndüğü için sırt ve bel bölgesine binen yük ortadan kalkıyor, böylece hem bel fıtığı riski ortadan kalkıyor, hem de estetik bir görünüm elde ediyor.”

3 gün sonra normal hayata dönüş

Ameliyatın yaklaşık 2 saat sürdüğünü dile getiren Op. Dr. Kul, “Ameliyat genel anestezi altında yapılıyor ve hasta ameliyattan 6 saat sonra ayağa kalkabiliyor. 1 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu oluyor ve 3 gün sonra ağır sportif hareketler hariç, normal hayatına dönüyor” ifadesini kullandı.

4 views

Tarih: 22 Haziran 2011
0 views Görüntüleme

Ergenlik sivilceleri evlilikle kayboluyor

Ergenlik döneminde çıkan ve seks hormonlarının kontrolündeki yağ bezlerinin neden olduğu sivilcelerin, evlilikle birlikte kaybolduğu bildirildi.

 

Medikal Estetik Hekimi Hatice Öngü, yaptığı açıklamada, sivilcenin (akne) deride bulunan yağ bezlerinin iltihabi bir hastalık olduğunu ve derinin yağlı bölgelerinde ortaya çıktığını ve çoğunlukla yüz, boyun, sırt, göğüs, omuzlar ile bazen kalçalarda görüldüğünü belirtti.

Yağ bezlerinin seks hormonlarının kontrolünde olduğunu kaydeden Öngü, bu nedenle sivilcenin, genellikle ergenlikte ve adet öncesinde hormonların yağ bezlerini uyararak daha fazla yağ salgılamasına neden olduğu dönemlerde ortaya çıktığını vurguladı.

Öngü, “Hormonal etki yumurtalık ve böbreküstü bezlerinden salgılanan androjen (erkeklik hormonları) tarafından oluşturulur. Yağ bezlerinden salgılanan yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanalın yoğunlaşmış yağ kütlesiyle tıkanıp, deri üzerinde bulunan bakterilerle de enfekte olmasıyla sivilce oluşur.

Erişkin döneminde de hormonlar, yağ bezlerini etkilemeye devam eder. Kan androjen hormon düzeyleri normal olsa da bu hormonlara deri duyarlılığı söz konusu olabilir ve yine sivilce oluşabilir. Kandaki erkeklik hormonlarının düzeyleri yüksekse bunun ayrıca araştırılması ve tedavisi gerekir. Bu nedenle aşırı derecede sivilce çıkmasını önleyebilir” dedi.

Kanın hormon düzeyi yüksekliğinin genellikle tedaviye dirençli ve şiddetli sivilce meydana getireceğini ve beraberinde kıllanma ve saç dökülmesi de olabileceğini söyleyen Öngü, “Hormonların etkisi hariç tutulursa sivilce herhangi bir iç organ hastalığının belirtisi değildir. Ancak şeker hastalığı, gibi dolaşım yetersizliğinin olduğu sistemik hastalıklarda apseye dönüşebilir. Lenf damarları yoluyla tüm bacak ve kolda yayılıp hayati tehlikeye yol açabilir” şeklinde konuştu.

Sivilcenin oluşmasında genellikle yenen yağlı yiyeceklerin suçlandığını belirten Öngü, yiyeceklerle sivilcenin ilgisi olmadığını, bunu kanıtlayan bir bilimsel çalışma bulunmadığını kaydetti.

Tedavi ihmal edildiğinde sivilcenin iz bırakabileceğine işaret eden Öngü, “En çok yüz bölgesindeki izler estetik açıdan problem yaratır. Sivilce tedavisinde kullanılan ilaçlar çok çeşitlidir. İlaç seçimini hekim, hastanın yaşına, cinsiyetine, sivilcelerin şiddetine, yaygınlığına göre yapar. Her ilaç her hastada uygun olmayabilir” diye konuştu.

Öngü, sivilcenin tedavi edilmediğinde, bilinçsizce sıkılıp oynandığında bulunduğu bölgede daha büyük enfeksiyonlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Sivilcenin genelde insan psikolojisi üzerine olan etkisinin gözardı edildiğinin altını çizen Öngü, “Sivilce problemi olan kişiler vücutları hakkında olumsuz bir imaja sahip olabildikleri gibi kızgın ve öfkeli de olabilirler. Kendilerine olan güvenleri azalabilir. Durumlarından utanabilirler, kaygı, tasa hissedebilirler. Düş kırıklığı yaşayabilirler. Bu nedenle akne tedavisi mutlaka hekim kontrolünde yapılmalı. Psikolojik sıkıntılar da ciddiye alınmalıdır” dedi.

4 views

Tarih: 22 Haziran 2011
0 views Görüntüleme

Sivilce gençleri olumsuz

Sivilce gençleri olumsuz etkiliyor

Norveç’te yapılan bir araştırmaya göre, ciddi sorunu olan gençlerin intihar etme riski daha fazla.

Norveç’in Oslo Üniversitesi’nden Jon Anders Halvorsen ve ekibinin yaptığı araştırma, ciddi sivilce sorunu olan 18-19 yaşındaki erkeklerin, böyle bir sorunu olmayan akranlarına göre 3 kat, kızların ise 2 kat fazla intiharı düşündüğünü gösterdi.

3 bin 775 kişinin katıldığı araştırma, bu sorunla uğraşan gençlerin arkadaş bulamama ya da okulda kötü notlar alma riskiyle de karşı karşıya olduklarını ortaya koydu.

2 views

Tarih: 30 Mart 2011
0 views Görüntüleme

Gribi atlatamayanlara iyileşme tüyoları

Gribi atlatamayanlara iyileşme tüyoları

“Bir ay önce grip oldum ama öksürüğüm bir türlü geçmedi” , “Bu kez çok ağır grip oldum, ne yaptıysam geçmiyor”… Siz de hastalığı bir türlü atlatamıyorsanız, konunun uzmanlarının şu önerilerine kulak verin!

“Bir ay önce grip oldum ama öksürüğüm bir türlü geçmedi” , “Bu kez çok ağır grip oldum, ne yaptıysam geçmiyor”… Son dönemlerde en çok rastlanan, şikayetleri uzun süren ve arkasında inatçı öksürükler bırakan grip havaların soğuması ile hızla artış gösteriyor.

Grip öncelikle belirtileri benzerlik gösteren hastalıklardan ayrılmalı ve doğru bir şekilde tedavi edilmelidir.

Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gürkan Yurteri, etkisi uzun süre devam eden gribin tedavisi hakkında bilgi verdi ve iyileşme önerilerinde bulundu.

Soğuk algınlığı ile grip ayırt edilmeli!

Yavaş yavaş gelişen halsizlik, hapşırık, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, boğaz ağrısı, balgamlı ya da kesik kesik öksürme, soğuk algınlığının belirtileridir. Soğuk algınlığı ayakta ve hafif olarak atlatılır.

Grip belirtileri ise, aniden ortaya çıkar. Hasta sabah işe giderken iyidir, 3-6 saat içinde birden üşüme, aşırı halsizlik, yorgunluk, ateş yükselmesi ortaya çıkar. Yaygın vücut ve baş ağrısı, özellikle göğüste rahatsızlık (baskı, ağrı) hisseder. Yorgunluk tahammül edilmez boyutlara ulaşır, tabloya kuru karakterde bir öksürük eşlik edebilir.

Virüsü alan kişi 3 gün içinde hasta olur!

Hasta öksürdüğünde milyonlarca virüs havaya yayılır. Sağlıklı insanlar hava yoluyla virüsü alır. Eğer virüse karşı bağışıklığı yoksa 1-4 gün içinde hasta olur. Bu yolla, sinema, otobüs, okul, ibadet yerleri gibi insanların toplu bulunduğu yerlerde yüzlerce kişi hastalık kapabilir. Özellikle çocuklar okuldan kaptıkları mikrobu evlerine getirerek diğer aile bireylerine hastalığı bulaştırabilir. Virüs dış ortamda 2-8 saat varlığını sürdürebilir. Bu özellikle hasta bir kişinin dokunduğu yerlere (kapı kolu, telefon masa, merdiven korkulukları vs.) sağlıklı insanlar temas ettiklerinde virüsü alır. Ellerini ağızlarına, gözlerine götürdükleri zaman kendilerine virüsü bulaştırmış olur.

Grip olduktan sonra yapılan aşı hastalığın iyileşmesinde etkili değil!

Grip mevsimi başlamadan, özellikle risk altındaki gruplar başta olmak üzere 6 ay ve üzerindeki herkes aşılanabilir. Ekim ayı aşılanmak için en uygun aydır. Fakat grip mevsiminin Mayıs ayına kadar uzadığı düşünüldüğünde kış sezonu içinde de aşılama yapılabilir. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklar, 65 yaş üzerindeki kişiler, bağışıklık sistemini bozan, şeker, akciğer, kalp, böbrek gibi ikincil bir hastalığı olan bireyler risk altındadır. Grip olduktan sonra yapılan aşıların hastalığın tedavisine bir katkısı yoktur. Aşı, aslında, etkisi azaltılmış grip virüsüdür. Bu nedenle, kişinin bağışıklık sistemini zayıflatarak, var olan hastalığı ağırlaştırabilir.

Grip arkasında inatçı öksürük bırakabilir!

Grip, uzun süre tedavisiz kaldıktan sonra geçse bile arkasında inatçı öksürük bırakabilir. Çünkü virüs hava yollarını hassaslaştırır. Hasta ısı değişikliklerinden, hava kuruluğundan, tozlardan daha kolay etkilenir ve öksürür. Bu nedenle gribin etkileri tamamen ortadan kalkana kadar istirahat edilmeli ve bu süreçte de beslenme düzenine özen gösterilmelidir.

Gripte tedavi süreci de gribi önleyici tedbirler kadar önemlidir

Öncelikle hasta olan kişiler evlerinde izole edilmeli ve tedavilerine hemen başlanmalıdır. Hastalar ancak ateşleri düştükten bir gün sonra işlerine dönebilir. Ayrıca tüm hastalara virüsü nasıl bulaştırdıkları anlatılmalı, neler yapmaları gerektiği söylenmelidir.

Bunlara dikkat!

• Antiviral ilaçlar, gribin hem daha hafif hem de kısa sürede geçmesine yardımcı olur. Hasta şikâyetleri başladıktan 48 saat içinde doktor tarafından başlanması gerekir. Ayrıca virüsün başkalarına bulaşmasına da engel olur. Ülkemizde hem tablet hem de inhalasyon şeklinde kullanıma sunulmuş formları vardır.

• Yorgunluk, ağrı, burun akıntısı, öksürük gibi şikayetler için antigribal ilaçlar, ağrı kesiciler alınabilir.

• Hastalık hava ve temas yoluyla bulaştığından bunlara yönelik de tedbir ler alınması gerekir. Hastalar hapşırırken, öksürürken, sekresyonlarını temizlerken tek kullanımlık mendil kullanmalı, işlemde sonra hemen çöpe atmalı, ortalıkta bırakmamalıdır. Eğer hasta mendili yoksa kolun iç tarafını ağzını kapatmak için kullanabilir.

• Elleri sık ve kuralına uygun yıkamak virüs bulaşımını önemli ölçüde azaltır. Ellerimizi yıkarken sıvı sabun, kurularken de kağıt havlu kullanmaya özen göstermeliyiz.

• Gripte antibiyotikler, tedavide en son akla gelmesi gereken ancak komplikasyonlar ortaya çıktığında kullanılabilecek ilaçlardır.

• Özellikle doktora danışılmadan her gün alınan C vitamini gribi önlemenin yolu değildir. Zamanla vücutta tehlikeli bir birikime de yol açılabilir. Sadece kış döneminde alınması daha faydalı olur. Doğanın bize sunduğu zengin C vitamini kaynağını da unutmamak gerekir: Günde iki adet portakalın suyunu içmek C vitamini dopingi yapmanın en iyi yoludur.

4 views

Tarih: 30 Mart 2011
0 views Görüntüleme

Soğuk algınlığında bunlar işe yaramıyor!

Soğuk algınlığında bunlar işe yaramıyor!

Hemen herkes gribe ya da soğuk algınlığına yakalanınca antibiyotiklere yöneliyor, bunun yanında bol bol C vitamini alıyor. Peki bunların zararlı olabildiğini veya işe yaramadığını biliyor musunuz?

Mayo Clinic’te yer alan habere göre, etkisiz olan soğuk algınlığı tedavilerinin sayısının çok fazla olduğunu söyleyen uzmanlar, bunlardan en önemlilerini şöyle sıraladılar:

- Antibiyotikler: Bakterileri yok eden antibiyotikler, soğuk algınlığı virüslerine karşı işe yaramıyor. Soğuk algınlığında doktorunuzdan antibiyotik istemeyin ya da elinizde varsa kullanmayın. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı ciddi problemlere yol açabilir, antibiyotiklere dirençli bakterilerin gelişimine neden olabilir.

- Küçük çocuklarda reçetesiz satılan soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları: Çocuklarda soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları ciddi ve hatta hayatı tehdit eden yan etkilere yol açabiliyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) 2 yaşın altında bu ilaçların kullanmaması konusunda uyarılarda bulunuyor. Bu nedenle birçok şirket bu ürünlerin küçük çocuklar için olan üretimini durdurdu.

- Çinko: Çinkonun soğuk algınlığıyla savaşma ününün hem eksileri, hem de artıları var. En yüksek kalitedeki rastgele deneyler çinkonun faydalı olmadığını gösterirken pozitif sonuçların olduğu çalışmalarda çinkonun soğuk algınlığı belirtilerinin görüldüğü ilk 24 saat içinde alınması halinde etkili olduğunu açıklıyor. Yiyeceklerle alınan çinko kötü tat ve bulantı gibi yan etkileri azaltıyor.

Muhtemelen zararı olmayan tedaviler

C vitamini: Araştırmacılar, C vitaminin soğuk algınlığını önlemeye yardımcı olmadığını belirttiler. Ancak grip belirtilerinin başlangıcından önce C vitamini kullanmak hastalığın süresini kısaltıyor. Özellikle C vitamini kış aylarında okul gibi toplu ortamda bulunan çocuklar için fayda sağlayabiliyor.

Ekinezya: Bazı çalışmalar ekinezyanın faydası olmadığını gösteriyor. Diğerlerine göre ise, hastalığın erken aşamasında içildiğinde ekinezya belirtilerinin süresinde ve şiddetinde önemli bir azalma sağlıyor.

4 views

Tarih: 30 Mart 2011
2 views Görüntüleme

Anne sütü panzehir etkisi yapıyor

Anne sütü panzehir etkisi yapıyor

Uzmanlar, dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde anne sütü ve emzirme ile ilgili araştırmalarda hiçbir besinin anne sütünün yerini tutamadığını belirtiyor.

 
Aydın Nysa Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Hekimi Op. Dr. Esen Yarar, emziren bebeklerin vücut sağlığı yanında zeka seviyesinin de yüksek olduğunu belirtti.

Gelişen tıp ve artan teknolojiye rağmen, bebekler için dünyada anne sütünün yerine tutabilecek hiçbir besin maddesi bulunmadığını ve bulunamayacağını belirten Esen Yarar, bebekler için en sağlıklı ve en ucuz besin maddesinin anne sütü olduğunu söyledi.

Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde anne sütü ve emzirme ile ilgili araştırmaların yapıldığını ancak hiçbir besinin maddi ve manevi anlamda anne sütünün yerine tutmadığını ifade eden Op. Dr. Yarar “ABD’de Lexington Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada anne sütü içen bebeklerin zeka gelişiminin içmeyenlere göre daha fazla olduğu tespit edildi. Kentucky Üniversitesi uzmanları, anne sütüyle beslenen bebeklerin IQ’leri biberonla beslenen bebeklere oranla 5 puan daha fazla olduğunu belirledi.

Bu 5 puanlık artışın yüzde 40’ının anne–bebek arasındaki yakınlaşmadan doğduğunu, yüzde 60’ının ise tek başına anne sütünün besleyici değerinden kaynaklandı tespit edildi” diyerek anne sütünün hem maddi hem de manevi çok ciddi faydası olduğunu ifade etti.

“ANNE SÜTÜ PANZEHİR GİBİ”

Özellikle kış mevsiminde emziren anne ve bebeklerin daha rahat yaşadığını rahatlığın yanında en sağlıklı yöntem olan emzirmenin gelecek neslin sağlığı için ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Nysa Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Hekimi Esen Yarar “Hastalıkları önlemesi, maliyetinin çok düşük olması nedenleri ile anne sütü ile beslenme en yararlı, en ekonomik ve en çevre dostu beslenme biçimidir.

 Doğal beslenme olarak tanımlanan bu beslenme biçimi ile süt çocukların da başta enfeksiyon hastalıkları olmak üzere, birçok hastalığın görülme sıklığı azalmakta ve beyin gelişimi daha iyi olmaktadır. Anne sütü ile beslenenlerde ileri yaşlarda alerji, kanser, multil skleroz, ateroksleroz vb hastalıklar daha az rastlanmaktadır. Emziren annelerde meme kanseri, yumurtalık kanseri, osteoproz ve anemi daha az görülmektedir” diyerek tüm annelerin bebeklerini emzirmesini tavsiye etti.

 
 

5 views

Tarih: 30 Mart 2011
0 views Görüntüleme

Nişasta bazlı şeker, doymayan şişman yaratıyor

Nişasta bazlı şeker, doymayan şişman yaratıyor

Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, ”gıda üreticilerince şekerden daha ucuz olduğu için tercih edilen mısır şurubu şerbetinin, kalp ve damar sağlığını önemli ölçüde tehdit ettiğini” belirtti.

Prof. Dr. Bingür Sönmez, mısır şurubu şerbetinin, kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkileriyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada, şurubun, mısır nişastasının glukoz ve fruktoza dönüştürülmesiyle elde edildiğini ve şeker pancarından sağlanan şekerden hem daha tatlı hem de daha ucuz olduğunu ifade etti. Birgün, mısır şurubunun bu özellikleriyle tatlı sektöründe imalatçılar tarafından tercih edildiğini aktardı.

Batılı ülkelerde mısır şurubu kullanımı için kotalar bulunduğunu, ABD’de yüzde 2, Almanya’da yüzde 8, Fransa’da yüzde 5 olan bu oranın, Türkiye’de yüzde 15 olduğunu vurgulayan Sönmez, mısır şurubunun, doymayan şişmanlar yarattığını kaydetti.

Şeker pancarından elde edilen çay şekerinin yüzde 50 glukoz ve yüzde 50 fruktozdan oluştuğunu, mısır şurubunda bu oranın fruktoz lehine artarak yüzde 80′i bulduğunu ifade eden Sönmez, glukoza göre daha kuvvetli bir tatlandırıcı olan fruktozun emilerek karaciğere geldikten sonra metabolize edilmek için insüline gerek duymadığını ve hızla trigliseride dönüşerek depo yağ haline geldiğini bildirdi.

Fazla fruktoz kullanılan hayvanlarda obezite, diyabet, kan yağları yüksekliği, karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalıklarının görüldüğüne işaret eden Sönmez, son 30 yılda şeker pancarından elde edilen şeker yerine mısır şurubu şerbeti kullanılmasının obezite ve buna bağlı hastalıkların salgın şeklinde ortaya çıkmasına neden olduğunu belirtti.

-”NBSŞ” VE ”NBŞ” İBARELERİNE DİKKAT-

Sönmez, obezite sonucu oluşan insülin direncinin de reaktif hipoglisemi ve açlık duygusuna neden olarak, sürekli yemek yiyen ve doymayan şişmanlar yarattığına işaret ederek, bisküvi, kolalı içecekler, şekerlemeler, çikolata, gofret, ucuz hamur işi tatlılar, hazır pasta ve keklerde şuursuzca mısır şurubu şerbeti kullanıldığını ve bilgi olarak sadece ”Nişasta Bazlı Sıvı Şeker” ifadesinin baş harfleri, ”NBSŞ’ hatta sadece ”NBŞ” ibaresinin bulunduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Sönmez, ”Gıda üreticileri tarafından tatlandırıcı olarak kullanılan ve şeker pancarından elde edilen şekerden daha ucuz olduğu için tercih edilen mısır şurubu şerbeti, kalp ve damar sağlığını önemli ölçüde tehdit etmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Kimyasal tatlandırıcılardan aspartam ve sakarinin diyet kola, meyve suları, hamur işi tatlılar, şekerlemeler, dondurma, reçel, jöle, marmelat, reçel, helva, sütlü tatlılar gibi birçok yiyecekte kullanıldığını da bildiren Sönmez, şekerden 200 kat daha fazla tat veren aspartamın hipoglisemiye neden olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Sönmez, özellikle Çin lokantalarında lezzet ve iştahı arttırmak için kullanılan Mono Sodyum Glutamat (MSG) adlı tuzun, iştah ve doyma merkezini etkileyerek yenilen maddeden daha çok yenmesini sağladığına da dikkati çekerek, kalp sağlığının yanı sıra birçok rahatsızlığa neden olan MSG’li yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini de kaydetti.

39 views

Tarih: 30 Mart 2011
1 views Görüntüleme

Günün hangi saatinde ne içmeli? Saat saat öneriler:

Günün hangi saatinde ne içmeli? Saat saat öneriler:

Diyetisyen Canan Aksoy’a göre, içmenin de bir zamanı var. Sağlıklı beslenmede nasıl ki öğünler belli saatlerde yeniyorsa sıvı alımının da doğru saatleri var. Peki, hangi saatte ne içilmeli? Uzmanından tavsiyeler:

Özellikle bazen çok susuyoruz. Susadıkça içiyor, içtikçe susuyoruz. Peki, neden susuyoruz? Hiç merak ettiniz mi? Organizma, su rezervleri azalmaya başlayınca beyne sinyal veriyor ve biz susuyoruz. 

Diyetisyen Canan Aksoy’a göre, içmenin de bir zamanı var. Sağlıklı beslenmede nasıl ki öğünler belli saatlerde yeniyorsa sıvı alımının da doğru saatleri var.

SAAT 08.00 / Uyanınca 1 bardak ılık su için

Neden?

Organizma gece boyunca toksin ve artık maddeler üretiyor. Uyuma sırasında sıvı kaybı devam ederken, sıvı alımımız duruyor. Bu maddelerin vücuttan atılımını kolaylaştırmak ve vücudun ısı mekanizmasını gün boyunca dengelemek için sabahın erken saatlerinde sıvı almak çok yararlı.

Sabah uyandığınız zaman tıpkı yüzünüzü yıkamak gibi vücudunuzu da yıkamanız lazım. Bu yüzden uyanır uyanmaz bir bardak su veya bitki çayı içmek bu saatler için en uygunu.

Ne içmelisiniz?

Oda ısısında bekletilmiş 1 bardak su içmek böbrek ve bağırsakların işlevini artırarak vücudu toksin ve artıklardan temizliyor. Cilde pürüzsüz bir görünüm kazandırıyor. Dilerseniz su yerine idrar söktürücü veya toksin atıcı özellikler içeren bitkisel çaylar da içebilirsiniz.

Öneri:

İçtiğiniz ılık suya birkaç damla limon suyu veya greyfurt suyu damlatıp karıştırabilirsiniz. Bitkisel çay hazırlamak için; 2 çay kaşığı ince doğranmış maydanozu 1 çay fincanı kaynar suda 15 dakika bekletip süzün. Çayı ılık için. Bir diğer alternatif yeşil çay olabilir.

Kahvaltıda 1 fincan kahve veya bir fincan siyah çay için

Neden?

Günün ilk öğününde yani kahvaltıda sizi uyandıracak, uyaracak bir içecektir çay veya kahve. İçerdiği kafein sayesinde gün ortasına kadar sizi formda tutar, zihni uyarır ve konsantrasyonu artırır.

Ne içmelisiniz?

Kahve ve çay sinir sistemini uyaran maddeler içeriyor. Bu maddeler ani enerji verip, zihni açıyor ve konsantrasyonu artırıyor ve ayrıca bir miktar metabolizmayı hızlandırıyor.

Öneri:

Kahve içmeyi seviyorsanız, susuzluğu gideren serinletici bir içeceğe ne dersiniz? Bunun için yoğun bir kahve hazırlayın. 1 tatlı kaşığı tozşekerle tatlandırıp soğumaya bırakın. Birkaç taze nane yaprağı, 1 diş karanfil ve birkaç parça buz ilave edin. Buzdolabında 5 dakika bekletip için. Sıra dışı bir alternatif için; kahve fincanının dibine biraz kakao serpin. Üzerine 1 tatlı kaşığı espresso kahve ilave edin. Sıcak süt döküp kahve eriyinceye kadar karıştırın. Yarım tatlı kaşığı damla çikolata ile süsleyip için.

SAAT 10.30 / Ara öğünde 1 bardak taze sebze suyu veya süt için

Neden?

Sabahları saat 10:00 ile 11:00 arasında vücudun su rezervi azalıyor. Kan şekeri düşüyor. Organizmada yorgunluk ve konsantrasyon azalması baş gösteriyor. Bu aşamada deyim yerindeyse vücudun yeniden şarj edilmesi gerekiyor. Organizmayı yeniden tazeleyerek güçlendirecek , kan şekerini düzenleyecek bir içecek bu saatle için en uygunu.

Ne içmelisiniz?

Sebze suları özellikle sıcak havalarda terle kaybedilen vitamin ve mineral tuzlarının geri alımını sağlıyor. Ayrıca sebzelerde bulunan karbonhidrat sayesinde kan şekeriniz düzenlenir, konsantrasyonunuz yükselir.Sütte bulunan karbonhidratta aynı görevi başarıyla yerine getirecektir.

Öneri:

Evdeyseniz sebze suyunu blender’den geçirip hazırlamak kolay, ancak işyerinde veya dışarıdaysanız, süt daha kolay ulaşılabilir bir tercih olacaktır. Eğer süt içmeyi sevmiyorsanız, sütün içine bir tatlı kaşığı Türk kahvesi koyarak kaynatıp, değişik bir tat deneyebilirsiniz. Aynı işlem kakaoyla da yapılabilir.Dışarıda bir görüşme veya toplantıdaysanız , Cafe Latte % 90’ı sütten oluştuğu için bir başka alternatif olabilir.

SAAT 12:00 / Öğlen yemeği saati Ayran veya maden suyu öğlen yemeği içeceği

Neden?

Çoğumuz için yemeklerde ne içeceğini belirlemek en zorudur, kafein , gaz ve şeker içeren bir sürü içeceğin yanında sağlıklı bir alternatif bulmak zordur.Enerjisi yüksek olmayan , sağlıklı bir seçenek olarak ayran veya maden suyunu tercih edebilirsiniz.Ayran kalsiyum ihtiyacınız için yardımcı olur.Maden sularında bulunan mineraller gün ortası için iyi bir takviye sağlar.

Ne içmelisiniz?

Ayran yerine kefir öğlen yemeği için başka bir kalsiyum içeren ve prebiyotik bir içecektir. Kalsiyumu öğünde almak, öğünde aldığınız bir miktar yağın sindirilmeden atılacağını sağladığı için , kilo vermeniz üstüne de katkıda bulunacaktır.Maden suyu içerdiği mineraller açısından öğlen yemeğini özellikle dışarıda yiyorsanız , beslenmenize katkı sağlayacak ve sizi yüksek enerjili bir içecek içmekten kurtaracaktır.

Öneri:

Ayranın içine taze nane katarak , nanenin ödem söktürücü özelliğinden de faydalanabilirsiniz.Nane , maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler , ödem çözücüdür ve ayranın içine güzel fresh bir tat katarlar. Maden suyuna da yarım limon sıkıp içmek , hem c vitamini almanızı hem de bir tat değişikliği olmasını sağlayacaktır.

SAAT 15:00 / Yemekten sonra hazmı kolaylaştıran bir içeceği seçin.

Neden?

Öğlen yemeğini yediniz , iş temposunun ağırlığını iyice gösterdiği bu saatlerde digestive özellik içeren , uykunuzu açacak bir bitki çayı size iyi gelecektir. Yenilen yemekle beraber mide hacminiz artar, ve mide etrafındaki kan damarlarına daha yoğun bir kan akışı olduğu için , pek çok insana öğlen yemeğinden sonra uyku hissi bastırır.

Ne içmelisiniz?

1 fincan çay için. Çay, hem hazmı kolaylaştırıyor, hem de içeriğindeki tein maddesi nedeniyle genelde bu saatlerde baş gösteren uyku halini engelleyerek canlılık veriyor.

Öneri:

Siyah çayında yeşil çayında digestive etkisi vardır. Siyah çay sevmiyorsanız yeşil çayda tercih edebilirsiniz. Zencefil, tarçın, karabiber,ıhlamur karışımından yapacağınız bir çayda hem sindiriminize yardımcı olacaktır, hem de metabolizmanıza iyi gelecektir.Bir tutam ıhlamur, 2 tane karabiber,1 cay kasığı tarçın veya bir kabuk tarçın ,1 çay kaşığının ucuyla hazırlayacağınız bu çaya lezzetlenmesi için elma kabuğu da koyabilirsiniz.

SAAT 19:00-20:00 /Akşam öğününde kefir

Neden?

Kefirin içinde bulunan sağlıklı bakterilerin bünyeyi birçok hastalıktan koruduğu ve hücreleri yenilediği biliniyor.

SAAT 23:00 / Süt için gece uykuda salgılanan büyüme hormonunuz sayesinde kemiklerinizi koruyun

Neden?

Gece uykusuyla beraber büyüme hormonu ortaya çıkar, büyüme hormonu tabii ki artık bizleri büyütmüyor, ancak gün içinde yıpranan vücudumuzu tamir ediyor.Kalsiyumu yüksek olan sütü gece yatmadan önce içmek çocuklarda boy uzamasını desteklerken bizde kemik yoğunluğunu korumaya yardımcı oluyor.

Ne içmelisiniz?

Sıcak veya soğuk bir bardak süt yerine kefir veya yoğurtta aynı vazifeyi görecektir.

Öneri:

Süt bazı bireylerde sevilen bir içecek değildir.Bunun içimini kolaylaştırmak için , bir bardak sütün içine ,bir parça kabuk tarçın,2-3 tane karanfil, çay kaşığının ucuyla kuru zencefil koyup ısıtırsanız , hem içimi kolaylaşacaktır, hem de daha derin bir uyku çekmenizi sağlayacaktır.

BUGÜN

1 views

Tarih: 30 Mart 2011
2 views Görüntüleme

Erkeklerde sünnet birçok hastalıktan koruyor

Erkeklerde sünnet birçok hastalıktan koruyor

Erkek cinsel organına yapılan bir müdahale ile gerçekleştirilen ”sünnet” ile birçok hastalıktan korunmak ya da yakalanma riskini azaltmak mümkün olabiliyor.

Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedreddin Seçkin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, erkek cinsel organı penisin baş kısmını kapatan ve prepisyum olarak bilinen derinin cerrahi yöntemlerle kesilerek çıkarılması işleminin ”sünnet” olarak tanımlandığını söyledi.

Bunun ABD’de en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlemi olduğunu belirten Seçkin, dünyada bulunan erkek nüfusunun yaklaşık altıda birin sünnetli olduğunu ifade etti. Sünnet yaptırmadan önce, bir ürolog tarafından muayenenin yapılması gerektiğini anlatan Seçkin, çocuğun muayene sırasında ürologla kuracağı diyaloğun çok önemli olduğunu vurguladı. Seçkin, sevgi ve hoşgörü ile çocuğun bir yandan bilgilendirilirken, bir yandan da muayene edilebileceğini dile getirerek, ürolojik muayene ile çocuğun o ana kadar fark edilmemiş sorunlarının da belirlenebileceğini söyledi.

Sünnet öncesinde, ailenin çocuğu bu sürece hazırlamasının da önemine değinen Seçkin, ailenin bu hazırlığı tamamlayarak hekime başvurduğunda ürolog ile çocuk arasındaki diyalog ve sonrasında uygulanacak sünnet işleminin çok daha kolay olduğunu ifade etti.

Seçkin, sünnetin hangi yaşta uygun olduğuna ilişkin çeşitli rakamların söz konusu olduğunu anlatarak, son yıllarda yeni doğan döneminde yapılması gerektiğini görüşünün daha yaygın olduğunu belirtti. Bununla birlikte genel kabul ya da görüşün, çocuğun 2 yaş altında veya 6 yaş üzerindeyken yapılması gerektiği yönünde olduğunu dile getiren Seçkin, ”İki yaş altı çocukların gerek ağrı kontrolü ve gerekse sünnet sonrası bakımı nispeten daha kolay olmaktadır. 3-6 yaş arası çocuklarda özellikle psikolojik travma oluşturacağı endişesi ile sünnet önerilmemektedir” diye konuştu.

Seçkin, tıbbi zorunluluk olması halinde her yaş grubunda gecikmeksizin sünnet uygulamasının yapılması gerektiğini vurgulayarak, ”Altı yaş sonrası çocukla iyi diyalog kurulabileceğinden ve çocuk iyi ile kötüyü ayırt edebilir kabul edildiğinden yapılması daha uygun olacaktır. Çocuğun,sünnetin niçin yapıldığını algılaması; kendisi, hekim ve aile açısından sürecin daha sıkıntısız geçirilmesini sağlar” dedi.

”SÜNNET, ÜROLOG TARAFINDAN YAPILMALI”

Türkiye’de sertifika sahibi sağlık memurları da dahil olmak üzere pek çok sağlık çalışanının sünnet yapabildiğini anlatan Seçkin, sünnet öncesi ve sonrası oluşabilecek risk faktörleri göz önüne alındığında bir ”ürolog” tarafından yapılmasının uygun olduğunu söyledi.

Seçkin, sünnetin sadece küçük bir cerrahi işlem olarak algılanmaması, bir ”penis ameliyatı” olarak düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

Penis hastalıklarının, çocuklarda ve erişkinlerde cerrahi yöntemle tedavi deneyimine en çok sahip olanların ürologlar olduğuna dikkati çeken Seçkin, ”Bu nedenle, sünnet sonrası oluşan bir problem halinde, üroloğa sevk edilmesinden önce, sünneti başından itibaren bir ürolog yardımı ile gerçekleştirmek en uygun olanıdır. Çünkü, bir problem çıktığında tedaviyi yapacak kişi yine bir ürologdur” dedi.

”GENEL YA DA LOKAL ANESTEZİ İLE YAPILIYOR”

Anestezi uygulamasının ailelerde çekince yaratabildiğini aktaran Seçkin, günümüzde gelişmiş anestezi teknikleri ile yeni doğanın, hatta anne karnındaki bebeğin dahi ameliyat edilebildiğini söyledi.

Seçkin, sünnetin genel ya da lokal anestezi ile yapılabildiğini anlatarak, şöyle devam etti:

”Çocuğun yaşına, mevcut başka hastalıkları olup olmadığına, ailenin tercihine ve mevcut imkanlara göre en uygun anestezi yöntemi kararı aile birlikte belirlenmektedir. Her iki anestezinin de avantaj ve riskleri aile ile birlikte tartışılmaktadır.

İnmemiş testis nedeniyle ameliyat edilecek çocuklara aynı anestezi altında sünnetin de yapılması önerildiğinde bir kısım ailelerin ‘sünnet düğünü’ gibi sebeplerle karşı çıktığı gözlemlerimiz arasındadır. Çocuğun yeniden bir cerrahi işlem ve anestezi stresi yaşamaması adına bu tür uygulamaların birlikte yapılması önerilmektedir.”

”PENİS KANSERİ OLUŞMA İHTİMALİ AZALIYOR”

Sünnetin sağlık açısından faydalı olduğunu vurgulayan Seçkin’in verdiği bilgiye göre, sünnet idrar yolu iltihabı oluşumunu azaltıyor. Bu nedenle tekrarlayan idrar yolu iltihabı olan bazı çocuklarda sünnet derisinin enfeksiyona zemin hazırlayabileceği düşünülerek sünnet öneriliyor.

Doğuştan ürolojik organ anomalisi olanlarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu oluşma ihtimalini düşürüyor.

Sünnet derisinin penis baş kısmına yapışarak idrar akım hızını yavaşlatıyor (fimozis) ya da sünnet derisi iltihabı riski azalıyor.

Bilimsel verilere göre, penis kanseri oluşma ihtimali azalıyor.

Çocuğun, gelecek dönemde cinsel yönden erken boşalma riskini azalttığı düşünülüyor.

Sünnet derisinden salgılanan sıvı ortadan kalkacağından, kişide yeterli hijyen sağlanabiliyor.

Sünnetli erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) daha az görülüyor.

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülmesi azalıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan araştırmada, sünnetli erkeklerin AIDS’e yakalanma oranlarının yüzde 50′ye varan oranlarda az olduğu gösteriliyor. Ancak, sünnet AIDS’e karşı tam koruma sağlamıyor.

11 views

Sayfa 1 of 212