"haber" kategorisi altındaki tüm yazılar listelenmektedir.
Tarih: 21 Eylül 2010
0 views Görüntüleme

Öcalan: Mayınlı saldırı PKK işi olabilir

Teröristbaşı Abdullah Öcalan, 9 kişinin hayatını kaybettiği Hakkari’deki bombalı saldırıyı eleştirdi.

Öcalan’ın avukatları ile yaptığı görüşmenin notları, terör örgütüne yakın bi rinternet sitesinde yayınlandı. Sitede yer alan habere göre Öcalan, Hakkari’deki patlamaya tepki göstererek kendisiyle yapılan görüşmelerin dinamitlendiğini belirtti.

Öcalan, Hakkari’deki saldırının PKK’nın içerisine sızmış jitem-kontra tarzı bir ekibin veya PKK içinde yönlendirilen başıboş bir grubun işi olabileceğini ifade etti. Hakkari’deki saldırının, geçtiğimiz günlerde Batman’da öldürülen Salih Özdemir olayı gibi de olabileceğini ileri süren Öcalan, köylü intikamcılığının bir sonucu olabileceğini kaydetti. Devlet içerisinde devletten kaynaklı bir olay olabileceğini de ihtimaller arasında saydı. Olayı duyduğunda şok olduğunu, şu andaki ruh halinin kaos gibi olduğunu, anlamaya çalıştığını söyledi.

Öcalan, saldırıyı, Güçlükonak’ta minibüs taranması olayına benzetti. Patlama olayının mutlaka aydınlatılması gerektiğini belirtti. Saldırının hedefinin kendisi ile yapılan görüşmeler olabileceğine işarete etti. Bulunduğu yerde oldukça anlamlı görüşmeler yaptığını, çok anlamlı sonuçlar olabileceğini ileri süren Öcalan, tam bu esnada Hakkari’de patlama meydana geldiğine dikkat çekti.

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
1 views Görüntüleme

Mayın kurbanı Zeynep için umutlar sürüyor

Prof. Dr. Özgen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hakkari’deki terör saldırısından yaralı kurtulan 15 aylık Zeynep Kurt’un tedavi altında bulunduğunu ve durumunun netleşmesi için zamana ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Bacaklarında çok sayıda kırık ve ezilmeyle hastaneye gelen Zeynep bebeğin ameliyata alındığını hatırlatan Prof. Dr. Özgen, kırık ve eziklerin kaynaması için bir sürece ihtiyaç olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

”Zeynep bize geldiğinde bacaklarında çok sayıda kırılma ve ezilme vardı. Çok ağır bir durumda gelen bebek ameliyata alınarak tedavisine başlandı. Şu an için belli bir sürecin geçmesi bekleniyor. Bacaklarının tamamen fonksiyonlarını kaybettiğini söylemek doğru olmaz. Belli bir sürecin geçmesinin ardından yapılacak olan incelemeyle birlikte belki yeniden ameliyat edilecek. Daha sonra kesin bir şey söylenebilir. Ortopedi uzmanları arkadaşlarımızdan da aldığım bilgiye göre, şu an için kesin bir şey söylenemiyor. Zeynep bebeğin durumunun netleşmesi için biraz zamana ihtiyaç var.”

Hakkari’nin Geçitli köyü yakınlarında bir minibüsün geçişi sırasında meydana gelen patlamada 10 kişi ölmüş, 4 kişi yaralanmıştı.

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
0 views Görüntüleme

Atalay: Mayınlı saldırında iki yeni bilgi var

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Hakkari’nin Geçitli köyü yakınlarında bir minibüsün geçişi sırasında yola döşenen mayının uzaktan kumandayla patlatılması sonucu 9 sivil vatandaşın ölümüne, 4 kişinin de yaralanmasına neden olan terör saldırısından yaralı kurtulan 15 aylık Zeynep Kurt’un iki bacağının da fonksiyon görmeyecek durumda olduğunu söyledi.

Atalay, Gaziantep Valiliğini ziyareti sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, saldırıyı gerçekleştirenlerin peşinde olduklarını belirtti.

Saldırının PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin kanaatlerinin pekiştiğini ifade eden Atalay, şöyle konuştu:

”Maalesef o acı bir olay. Tabii bunları iyi değerlendirmek lazım. Orada 9 vatandaşımız gitti ama yaralılar var. Dünkü basında vardı, Zeynep’in fotoğrafları. Hastanede yatan Zeynep. İki bacağı da artık fonksiyon görmeyecek durumda ve daha 15 aylık bebek Zeynep. Zeynep nasıl yaşayacak, bunun hesabını kim verecek, Tabii bu tür olayları geride bıraktıklarıyla değerlendirmek lazım. Çok büyük bir canilik. Kimler onu yaptıysa, biz onların peşindeyiz.”

-AYNI ADRESİ GÖSTERİYOR-

Atalay, Hakkari’deki saldırının hemen ardından ”saldırının terör örgütü PKK tarafından gerçekleştirildiğine” ilişkin açıklamasının hatırlatılıp olaya ilişkin yeni gelişme olup olmadığının sorulması üzerine, olaya ilişkin bütün incelemelerin, bütün verilerin, bütün delillerin, önceki terör olayları ve benzer olaylarla yapılan mukayeselerin aynı adresi gösterdiğini vurguladı.

Atalay, ”Dün yeni gelişen bir iki bilgi var. Bir iki vatandaşın güvenlik birimlerimize beyanları var. Onları da değerlendirdik, o yöndeki kanaat daha da pekişti. Şu anda söyleyeceğim bu” dedi.

Olaya ilişkin çalışmaların çok iyi, bütün ince detaylar dokunarak yürütülmesi gerektiğini ifade eden Atalay, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Basında gördünüz olay mahallini. Görüntüler var, biz o görüntüleri daha büyük çekilmiş fotoğraflarla gördük, o minibüsün ne hale geldiğini. Oradaki bütün delilleri bulmak, değerlendirmek çok ciddi iş. Çok ayrıntılı bir çalışma sürdürülüyor. Ancak olay yeri inceleme ekibimizin, başsavcımızın olay yerine intikalinden önce olay yerine müdahale de olmuş. O da olay yeri incelemesinde bazı zorluklar çıkarıyor.”

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
1 views Görüntüleme

Beşiktaş taraftarları metrobüse saldırdı!

Beşiktaş çarşıda toplanan yaklaşık bin kişilik grup, Barbaros Bulvarını kapatarak Zincirlikuyu’ya kadar yürüdü. Zincirlikuyu’daik otobüs durağında turnikelerin üzerinden atlayan taraftarlar, Metrobüsleri yumruklayıp, tekme attı.

Beşiktaş taraftarları, Süper Lig’de oynanacak Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi için Kadıköy’e hareket etti. Beşiktaş’ta toplanıp uzun süre tezahüratlarda bulunan yaklaşık bin kişilik grup bir süre sonra topluca hareket etti.

Beşiktaş lehine, Fenerbahçe aleyhine sloganlar atan grup Barbaros Bulvarı’na çıkarak yolu trafiğe kapattı. Trafiğin aksamasına neden olan taraftarlar ambulansların da geçmesine engel oldu. Polisin ve bazı taraftarların uyarısı üzerine bir süre yolun tek şeridi trafiğe açıldı. Bu sayede bazı araçlar ve bir ambulans yoluna devam edebildi.

Siyah beyazlı taraftarlar Beşiktaş Meydan’dan Zincirlikuyu’daki metrobüs durağına kadar yürüdü. Metrobüse gelen taraftarlar burada turnikelerin üzerinden atladı. İlk anda boş metrobüslerin bulunmaması üzerine taraftarlar taşkınlık çıkardı. Yolcu dolu metrobüse tekme ve yumruk sallayan taraftarlar sarı lacivert bayrak taşıyan bazı araçlara da şişe fırlattı. Durağa gelen az sayıdaki polis ekipleri taraftarları engellemeye çalıştı. Boş metrobüslerin gelmesiyle taraftarlar araçlara hücum etti. Metrobüsleri tıklım tıklım dolduran taraftarlar bu araçların camlarını da yumruklamaya başladı.

Yumruk ve tekme darbeleriyle bazı metrobüslerin camları kırıldı. Taraftarların duraktan taşınmasıyla ulaşım da normale döndü.

Kalabalık taraftar ve taşkınlıkları nedeniyle vatandaşlar da zor anlar yaşadı. Araçlara binemeyen vatandaşlar bir süre beklemek zorunda kaldı.

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
0 views Görüntüleme

Diyarbakır ve Trabzon’dan ortak tepki!

DİYARBAKIR’DA ABD BAYRAĞI YAKILDI!

Bağlar ilçesindeki Batıkent semtindeki boş alanda ABD’nin Tennessee eyaletinde bir rahibin Kur’an-ı Kerim kopyalarını yakmasına karşı düzenlenen mitingde konuşan Peygamber Sevdalıları Platformu ve Kuran Nesli Platformu sözcüsü Mehmet Erol, son günlerde İslam’a ve Kuran’a yönelik saldırıların arttığını söyledi.

İslam’a ve Kur’an’a karşı haçlı zihniyetinin siyonist zihniyet ile birlikte hareket ettiğini savunan Erol, ”Amerika’da son günlerde bazıları Kur’an-ı Kerim’e karşı yaptıkları alçakça hareketlerle Allah’a karşı savaş açmıştır. bizler İslam’a ve Kur’an’a sahip çıkmak için ceddimiz Selahaddin’in yolunda ilerliyoruz. Sizler dün amaçlarınıza ulaşmadığınız gibi bugün de ulaşamayacaksınız. Madem ki onlar 11 eylülü ”Kur’an-ı Yakma Günü” ilan ettiler, bizde bugünü ”Kur’an’a sahip çıkma günü ilan ediyoruz. Kur’an’a sahip çıkmak, onu okumakla, manasını öğrenip, amel etmekle olur. Çocuklarımızı kur’an’a göre yetiştirmekle olur” dedi.

Evlerinden getirdikleri Kur’anları ellerinde tutan binlerce kişi tekbir getirip, ABD ve İsrail aleyhine slogan attı.

Konuşmaların ardından bir grup ABD bayrağını yaptı.

 TRABZON’DA PROTESTO

Trabzon’da bir grup, ABD’de, ”11 Eylül saldırılarını protesto” bahanesiyle Kur’an-ı Kerim kopyalarının yakılmasını protesto etti.

Kendilerini ”Trabzon Kur’an Aşıkları” olarak adlandıran bir grup, ellerinde ”Kur’an bizim onurumuzdur”, ”Kur’an’a canlar feda” yazılı pankartlar ve Kur’an-ı Kerimlerle Meydan Parkı’ndaki Atatürk Anıtı önünde toplandı.

Grup adına basın açıklaması yapan İbrahim Karaman, sözde 11 Eylül olaylarını protesto adı altında Uluslararası Kur’an Yakma Günü planlayan Amerikan emperyalizminin, Kur’an-ı Kerim’e karşı şimdiye kadar sergilenen düşmanlığın en barbarcasını gerçekleştirdiğini iddia ederek, ”Kur’an-ı Kerim’i yırtıp yakmaya yeltenen eller, 1.5 milyar Müslüman’ın mukaddesatına karşı kabul edilemez bir hakaret ve tecavüzü sahneleyerek, batının İslam’a karşı sürdürdüğü azılı savaşının yüzünü ifşa etti. Son olarak belirtmek istiyoruz ki Kur’an-ı Kerim’i yakma girişimlerinin sorumlusu ne kilise, ne Hristiyanlar ne de onların din adamlarıdır. Bu şeytanca saldırının ardındaki güç, Amerikan emperyalizmi ve bir kanser uru olan siyonizmdir” dedi.

Açıklamanın ardından yanlarında getirdikleri ABD ve İsrail bayraklarını yakan grup, daha sonra dağıldı.

 

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
2 views Görüntüleme

Diyarbakır’da STK’lardan PKK’ya baskı

Bildiride, “terör örgütü PKK, sorununun çözümünü kolaylaştırıcı bir adım olarak, BDP üzerindeki vesayetini sona erdirmeli, BDP’nin çözümde sivil inisiyatif almasının önünü açmalıdır. PKK, kendisi dışındaki tüm kesimleri yok sayıcı ve baskı uygulayıcı tutumundan vazgeçmelidir.”denildi.

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi öncülüğünde gerçekleşen ve PKK’nın 20 Eylül’de sona erecek ‘eylemsizlik’ kararının tartışıldığı çalıştayın sonuç bildirgesi, Miroğlu Otel’de düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. ‘Tüm ilgililere çağrımızdır’ başlıklı bildiriyi Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı Serdar Bülent Yılmaz okudu. Yılmaz, “Bizler aşağıda isimleri yer alan İslami duyarlılığa sahip kuruluşlar olarak, İslami şahitliğimiz ve sorumluluğumuz gereği yaptığımız çalıştayın sonucunda şu hususları kamuoyuyla paylaşıyoruz. Derin güçlerce tezgahlanan ve on masum vatandaşımızın yaşamını yitirmesine neden olan menfur saldırıyı ve 9 PKK’lının yaşamını yitirmesine yol açan barış sürecini sabote edici, kanlı eylemleri ve bölgedeki imamların katledilmesini kınıyoruz.” diye konuştu.

“OHAL ANLAMINA GELEN ASKERİ YASAK BÖLGE UYGULAMASI SONLANDIRILMALI”

Kürtçe anadilde eğitim de dahil olmak üzere, PKK’nın her alanda serbest sivil toplum örgütleri üzerindeki baskıcı politikasından vazgeçmesi gerektiğini belirten Yılmaz, ilköğretim okullarında her sabah okutulan ‘andımız’ ve liselerde okutulan Milli Güvenlik derslerinin kaldırılarak, eğitim müfredatının resmi ideolojiden arındırılması gerektiğini söyledi. Kürtçe medya ve neşriyatta zorlaştırıcı bürokratik işlemler ile kısıtlayıcı mevzuatların kaldırılması talebinde bulunan Yılmaz, “Bölgede bir fitne unsuruna dönüşen koruculuk sistemi kaldırılmalı ve ilerde karşılaşılması muhtemel düşmanlıkların oluşmaması için sosyal ve ekonomik rehabilitasyon çalışmaları yapılmalıdır. Bölgede bir çeşit fiili OHAL anlamına gelen askeri yasak bölge uygulaması sonlandırılmalıdır. Bölgede kayıp, fail-i meçhul ve köy yakma dosyalarının üzerinde ciddiyetle durulmalı, sorumlular cezalandırılmalı, devlet mağdurlardan özür dilemelidir. Batı’da meydana gelen linç olayları engellenmeli, suçluları cesaretlendirici politikalardan vazgeçilmelidir. Güvenlik gerekçesiyle orman yakmalarının önüne geçilmelidir. Devlet diline hakim olan ırkçı, dışlayıcı ve inkarcı söylem, başta anayasa olmak üzere tüm mevzuattan, literatürden ve müfredattan çıkarılmalıdır.” diye konuştu.

Bildirgede imzası bulunan dernek ve sendikaların isimleri şöyle: Ab-ı hayat derneği (Elazığ), Akabe-Der (Güroymak), Anadolu Gençlik Derneği (Bitlis), Başak-Der (Erciş), Binyar (Bingöl), Bülbülzade Vakfı (Gaziantep), Diyarbakır İnsani Yardım Derneği, Diyarbakır Düşünce Okulu, Erdem-Der (Van), Eğitim-Bir-Sen Bitlis Şubesi, Eğitim-Bir-Sen Tatvan Temsilciliği, Erdem-Der Malazgirt Şubesi Gökkuşağı (Van), Gönül Köprüsü Derneği (Diyarbakır), Hak-Der (Karakoçan), Hasköy Derneği (Hasköy / Muş), Hayat-Der (Diyarbakır), Hür Ükademiya Derneği (Bitlis),Islah Hareketi (Diyarbakır), İlim ve İrfan Derneği (Van), İnsan-Der (Van), İnsan-Der (Tatvan) İnsan ve Erdem Derneği (Diyarbakır), Kalem-Der (Elazığ), Mazlumder Van Şubesi, Özgür-Der Batman şubesi, Özgür-der Diyarbakır şubesi, Özgür-Der Siverek Şubesi, Özgür-Der Tatvan şubesi, Özgür Yaşam Derneği (Hakkari), Sek-Der (Diyarbakır), Şafak-Der (Diyarbakır), Şafak-Der (Erciş), Umut Işığı Derneği (Van), Din-Bir-Sen (Diyarbakır), Dicle Fırat Diyalog Grubu (Diyarbakır), Şanlıurfa İnsan-Der, Bilgi ve Hikmet Derneği (Adıyaman), Verenel Derneği(Van), Vimder (Van), Toçbirsen (Van), Bembirsen (Van), Eğitimbirsen (Van), Enerjibirsen (Van), Büromemursen (Van), Diyanetsen (Van), Sağlıksen (Van), Din Görevlileri Derneği (Van), Kardelenler Derneği (Van), Özge-Der (Van), Viyan-Der (Van), Eğitim Birsen (Muş), Özgür Eğitim-Sen (Batman), Bey-Der (Batman).

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
0 views Görüntüleme

3 otoyolda daha nakit gişeleri kaldırıldı

Bundan sonra tüm geçişler, Otomatik Geçiş Sistemi (OGS) ve Kartlı Geçiş Sistemi (KGS) ile yapılacak. Ancak, gece yarısından önce otoyola giriş yapan sürücüler için ise çıkış noktalarındaki nakit gişeleri sabah saat 10.00′a kadar hizmet verecek.

Bugün saat 00.00 itibariyle İstanbul-Edirne, İzmir-Aydın ve İzmir-Çeşme arasındaki paralı otobandaki nakit gişeler kaldırıldı. Günler öncesinden nakit gişelerin kaldırılacağını duyuran karayolları ekipleri, ‘Nakit Gişe’ yazılı levhaların üzerini örttü. Nakit gişelerden saat 00.00 itibariyle bilet almak için sıraya giren sürücüler, makinelerden biletlerini alamadı. Sürücülerin gişelerde şaşırmaması için görevlendirilen personeller, vatandaşların bundan sonra ne yapması gerektiğini ve gideceği yerde OGS ya da KGS cihazını satın alması gerektiğini anlattı.

Kimi sürücüler yeni uygulamadan memnun kalırken, kimisi uygulamadan şikayet etti. Gişelerde artık sıra beklemeden hızla geçeceklerini belirten sürücüler zamandan tasarruf sağlayacakları için mutlu olduklarını ifade etti. Yeni uygulamadan haberlerinin olmadığını ve bu nedenle hazırlıksız yakalandığını dile getiren sürücüler ise kimsenin kendilerine bilgi vermediğini anlattı. Almanya’dan geldikleri için paralı otobanı ve köprüleri çok nadir kullandığını kaydeden gurbetçi bir vatandaş ise, “Ben yılda bir iki kez Türkiye’ye geliyorum. Benim OGS ya da KGS satın almam çok zor. Böyle değişiklik olmaz” diyerek tepki gösterdi.

Karayollarının çıkışındaki nakit gişeler sabah saat 10.00′a kadar tahsilat yapmaya devam ederken, saat 10.00′dan sonra para alan vezneler de çalışmayı sonlandıracak.

Bu arada OGS ve KGS gişelerinden kaçak geçiş yapıldığı durumlarda; kaçak geçiş yapılan plaka üzerine, geçişin yapıldığı günden itibaren 10 gün içinde OGS ya da kredili KGS alınması ve hesapların bankalar tarafından aktif hale getirilmesi durumunda kaçak geçiş cezası normal geçiş ücretine otomatik olarak çevrilecek. Bu durum ön dolumlu nakit KGS kartı alınması durumunda geçerli değil.

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
0 views Görüntüleme

Kaymakama tuvalet parası dayağı

Engin Belli’nin haberi

13 yıllık Kandıra Kaymakamı Hamza Erkal, geçtiğimiz cuma günü eşi ve iki çocuğuyla birlikte İstanbul’a geldi. Kaymakam Erkal daha sonra ailesiyle birlikte Eminönü’ndeki Tarihi Mısır Çarşısı’nı gezmeye gitti. Gün boyu ailesiyle alışveriş yapan Erkan, tuvalet ihtiyacını gidermek için Yeni Camii arkasındaki Altun Kafe’ye girdi. Eşi ve çocukları da kafenin tuvaletini kullandı. Çıkışta kafenin garsonlarından Hasip D., Kaymakam Erkal’dan tuvalet ücreti olarak 2 lira istedi. Erkal garsona “Tuvalet kafeteryanın. Umumi değil. Ücret talep etmeniz anlamsız ve yakışıksız” yanıtını verdi. Ardından da 2 lirayı ödedi. Ancak ödediği ücret karşılığında fiş talep etti. Bunun üzerine kafeteryanın işletmecisi Mehmet G. ile Erkal arasında sözlü tartışma başladı. Ardından Erkal, işyerinde bulunan Taner G. (23), Hasip D. (25), Nezir I. (30) ve Mehmet G.’nin (45) saldırısına uğradı. Eşi ile iki çocuğunun gözü önünde darp edilen Kaymakam Erkal’ın imdadına olay yerine gelen Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri yetişti.

SERBEST KALDILAR

Polis tarafından gözaltına alınan 4 saldırgan, Sirkeci Polis Merkezi’ne götürüldü. Daha sonra “kasten yaralama” suçundan adliyeye sevk edilen saldırganlar tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Habertürk Gazetesi

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
0 views Görüntüleme

Türkiye’nin en yoksul kesimi hangisi?

Burcu Bulut‘un röportajı

‘Türkiye’de, ‘yoksulluk’ söylemi siyasete yeni girdi’ diyen sosyolog Üstündağ, ekledi: ‘Daha önce işçiler, emekliler ve memurlar gibi kategoriler vardı. Bugün herhangi bir mağduriyetinizi kamusal alanda görünür kılmak için sürekli yoksulluktan söz etmeniz gerekiyor.

Türkiye’de sorular ve sorunlar hiç bitmiyor. Ama bir tanesi var ki hemen hemen herkesin dilinde. Türkiye’nin kemikleşmiş problemi olan yoksulluk. Peki yoksulluğu belli kalıplarla sınırlandırmak veya sadece maddi değerlerle açıklamak ne kadar doğru? Yoksulluğun tanımı şehirlere, bölgelere göre değişiyor mu? İstanbul, Adıyaman, Van ve Diyarbakır gibi illerde konuyla ilgili pek çok araştırma yapan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazan Üstündağ’a göre, yoksulluğun tek bir tanımı yok. Çok daha derinlere inmek gerek.’ İşte Üstündağ’n, yoksulluktan göçün unsurlarına, kadının toplum içindeki yerinden, referandumun sonuçlarına kadar pek çok konuda sorularımızı verdiği yanıtlar:

- Türkiye ekonomisinin büyüdüğü söyleniyor ama diğer yandan aynı oranda büyüyen yoksulluk tüm gerçekliğiyle karşımızda. Bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?
Bölgeler arasında Türkiye’de, hem ekonomik büyüme yoksulluğun dağılımı açısından büyük fark var. İşler belli merkezlerde birikmiş durumda. Bunun için ancak İç Anadolu, Karadeniz gibi bölgelerdeki büyümeler olabilir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da büyümeden söz edemeyiz.

- Yoksullukla mücadelede milliyetçilik ne kadar önemli?  
Bu, milliyetçiliği nasıl tanımladığınıza bağlı. Türkiye’de milliyetçiliğin azaldığı söylenemez. Çeşitli şekillerde başka tezahürlerle kendini gösteriyor bence. Burada milliyetçilik diyemeyiz de belki ideolojik, örgütlü mücadele söz konusu olabilir. Şimdi Türkiye’nin belki de en ideolojik olarak örgütlenmiş yeri doğusu ve güneydoğusudur.

- Nasıl mesela?
İdeolojik olarak her anlamda son derece örgütlenmiş, mücadeleci ve sol eğilimli olan bir popülasyon var karşımızda. Ama bu, oradaki yoksulluğu değiştirmiyor. Çünkü oradaki mücadelenin amacı farklı şekilde tanımlanmış vaziyette. Vatandaşlık hakları üzerinden tanımlanmış durumda. Şu anda gelir dağılımını eşitleyecek, aradığınız şekilde sol duyarlılığı olan bir hareketin boşluğunu Türkiye’de zaten herkes ifade ediyor. CHP’nin bu ideolojiyi bırakmasıyla ortaya çıkan boşluğu kimse doldurmadı.

- Göç unsurları arasında, yoksulluk nerede duruyor?
Türkiye’de üç farklı göç kuşağından bahsediliyor. 1950′ler, 70′ler ve 90′lar. Kırsaldaki göç mesela toprakların gittikçe küçülmesinden mi ya da tarımda makineleşmeden mi kaynaklandı veyahut da şehirlerin çekim merkezi haline gelmesi mi buna sebep oldu tartışılır. Yaptığım araştırmaya göre, mutlak yoksullaşma sebebiyle göç olduğunu söyleyemeyiz.

- Neydi peki sebep?
İnsanların hayatın merkezinde olma istekleri, modernleşme arzuları, kültürel birtakım konuların yenilenmesiyle olmuş bir şey. Bunun sonucunda da yoksulluk değil zenginleşme yaşandığını söyleyebiliriz, eski gecekondu bölgelerine baktığımızda. Ama bu zenginleşme herkes için aynı oranda olmadı. Şu anki göçte, mutlak bir yoksullaşmadan bahsedebiliriz. 

- Söylediğiniz ‘Gerçek yoksullaşma’ tam olarak ne zaman başladı?
1990′larda çatışma sebebiyle gerçekleşen zorunlu göçlerdi bunlar. Evleri yakılan, boşaltılan insanlardan söz ediyoruz. Hiçbir şeyini alamayan bu insanlar için yaşadıkları topraklarda hayatın bitmesi durumu var. Ne acıdır ki daha sonra bu insanlar, şehirlerde yapayalnız kalıyorlar. Göç edenlerin çoğu Türkçe bilmiyor, devlet kurumlarından faydalanamıyor. Üstelik peşlerinde jandarma var ve sürekli baskı altındalar. Diğer taraftan ırkçılık artıyor. Çocuklar, Kürt olduğu için iş bulamıyor.

- Örnek vermenizi istesem?
Mesela tersanelerde Kürtler yoğun çalışıyorlar. Özellikle son göçle gelen Kürtler o kadar kötü durumdalar ki daha ucuza satıyorlar emeklerini. Bu da şehirde yerleşik popülasyon için bir sorun haline geliyor. Ve ırkçılığı artıran başka bir faktör oluyor. ‘Kürtler geliyor bizim ekmeğimizi alıyor’ diyorlar. Tersaneler gibi yaşam riskinin en fazla olduğu ve emeğin en ucuza satıldığı yerlerde görüyoruz bu insanları.

- Türkiye’de, yoksulluk söylemi üzerinden yapılan bir siyaset anlayışı var mı? 
Siyasetin söylemine yoksulluk lafının damgasını basması ve yoksulluğun en büyük önceliklerden bir tanesi olarak tanımlanması yeni bir şey. Çünkü yoksulluk kavramından daha önce işçiler, memurlar, emekliler gibi kategoriler vardı.

- Peki bu durum sizce neleri görmemizi etkiliyor?
Yaptığım araştırmadan yola çıkarak size şöyle bir örnek vereyim. Bugün herhangi bir mağduriyetinizi kamusal alanda görünür kılmak için sürekli yoksulluktan bahsetmeniz gerekiyor. Oysaki biz insanların çok farklı mağduriyetleri olduğunu bilmeliyiz. Ve bu mağduriyetin yoksulluktan ibaret olmadığını, kimi zaman birbirleriyle çatışan ve çelişen başka mağduriyetlerin de olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu mağduriyetler, yardım ederek veya yoksulluğu azaltarak çözülemez.

- Yoksulluğun temel söylem haline gelmesi ne zamana denk geliyor?
Esasında IMF ve Dünya Bankası’yla olan ilişkilerimize de baktığımızda bunun uluslararası konjonktürde bir gelişim olduğunu görüyoruz. Tek bir hikayeyle anlatmak mümkün değil. Ama ekonomik altyapısına bakacak olursak, kapitalizmin 1980 sonrası çelişkilerini nötralize etme mekanizmalarının oluşturulduğunu görüyoruz. Bugün sorunlara son vermeye çalışırken ortaya çıkan çeşitli çözümlerin hayata geçmesi, birbirlerini beslemesi ve bir süre sonra da egemen düşünce kalıbı haline gelme durumu söz konusu.

- Peki sadece Türkiye’de mi var bu sorun?
Türkiye’nin belki de en büyük problemi ‘ben sadece kendime benzerim’ düşüncesine sahip olması. Dünyanın pek çok ülkesinde benzer durumlar olduğu gibi farklı mücadele stratejileri de söz konusu.

- Türkiye’nin dünyaya da örnek teşkil edecek bir örgütlenmesi var mı?
Evet, Türkiye’de atık kağıt işçilerinin yıllardır sürdürdükleri, çok ciddi bir örgütlenme. Dünyada örnek alınması gereken bir mücadele var. Yaptıkları atık toplama işinin belediyeler tarafından ihale edilmesine ve oradan gelecek gelirin kesilmesine karşı örgütlendikleri ve talepler sunduklarını biliyoruz. Sadece dünyada değil, Türkiye’nin siyasetinde de örnek alınması gereken bir durum bu. Maalesef ki bu insanlar Türkiye’nin siyasetine dahil değiller. Hiç kimse onları bir ortak gibi siyasetin öznesi olarak görmüyor. Oysa onların ciddi bir öznelliği var ve sol dediğiniz şeyin tam da bu öznelliği içine katması gerekiyor.

- Referandum sonuçlarını nasıl okuyorsunuz?
Evet ve hayır arasındaki coğrafi farkı düşündüğünüzde, AKP’ye karşı bilhassa kıyı bölgelerinde büyük bir tepki olduğunu görmek gerekiyor. Bunun neye tahvil olacağını da solun düşünmesi gerekiyor. Öbür taraftan ise ‘buyurun anayasanızı oylayın. Bizim anayasamız değil bu’ mesajının geldiğini düşünüyorum ve bu mesajın ciddiye alınması gerektiği kanısındayım.

- Ciddiye alınmadı mı sizce?
Hayır kesinlikle alınmadı. Bu bir provokasyon olarak görülüyor. Ama bir provokasyon olamaz bu. Mesela Hakkari’de yüzde 93′lük bir kesim seçime gitmedi. Hakkari araştırma yaptığım illerden biriydi. Hakkari’de örgüt baskısı var demek komik olur. Her şeyden önce asker baskısı var orada. Buna rağmen yüzde 93′lük bir kısım seçime gitmiyorsa bunun anlamı, yeni anayasada Kürtlerin hiçbir taleplerinin temsil edilmediğidir. Kadınlar boykota gitti. Birçok feminist örgüt boykota gitti. Feminist örgütlerin boykota gitmesi, bu anayasanın bir erkek anayasası olduğunu gösteriyor. Ve bu çok acı. Türkiye’de yeni bir barış anayasasının yapılmasının aciliyeti ortada.

- ‘Hayır’ anayasa değişikliğine miydi peki?
Ben ‘hayır’ diyenlerin ’1980 anayasasını nefis bir anayasaydı. O yüzden kalmalı’ diye ‘hayır’ dediklerini sanmıyorum. ‘Hayır’ diyenler AKP’ye karşı, AKP’nin tarzına karşı ‘hayır’ dediler. Bence anayasa tartışması yeni başlıyor.

- ‘Evet’çilerin çoğunluğunu yoksulların oluşturduğunu söylemek doğru olur mu?
Hayır söyleyemeyiz. Tam tersi, yükselen yeni Anadolu kapitalizmi askeri rejime ‘dur’ diyor artık. Bunun da görülmesi lazım, bu da çok önemli. Bu anayasada sivilleşmeyi mümkün kılmaya çalışan bir sürü madde var. Ve bu maddelere de sahip çıkanlar yoksullardan daha çok bence, Türkiye’de yeni zenginleşen ve eski siyasi hegemonyayla işbirliği yapmamış olan burjuvalardır. Ve bu burjuvanın değerlerini yansıtıyor yeni anayasa.

- Diyarbakır’da referandumu boykot edenler, şimdi yeşil kartlarının alınmasından endişeli. Psikolojileri nasıldır sizce bugün?
Bence boykota katılan herkes mutludur. Çünkü mücadeleyi kazanmak her zaman mutlu edici bir şeydir. Yeşil kartın alınacağı tehdidi çok çeşitli şekillerde kullanıldı. Bu ilk değil! Yasal olmayan bir işlem var ortada. Bu olmayacak bir şey…

Türkiye’de yeni bir sol doğuyor

- CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, tüm konuşmalarında yoksullara sesleniyor. Görmek istediğiniz muhalefet dili bu mu?
Siz soldaysanız, kendinizi AKP’nin liberalizmine muhalefet olarak tanımlıyorsanız, duruşunuz farklı olmalı. Sol diye tanımladığımız şey bugün dünyada sadece ve sadece ekonomik mağduriyetlerle ilgilenen bir sol değil! Kültürel mağduriyetlerle, hak ihlalleriyle, kadın haklarıyla bütün bunlarla ilgilenen bir sol var. Hala doğru dürüst bir kadın kotası olmayan bir partiyi sol olarak değerlendiremem. Çoğulcu bir söylem tutturmayan 1990′larda yaşanan faili meçhullerle, katliamlarla yüzleşmeyen bir partiyi sol olarak göremem. CHP’nin tam da yapması gereken kendi kemik tabanıyla, yeni oluşan hareketleri birleştirmek. Fakat Kılıçdaoğlu’nun bunu amaçlayan bir programı olduğunu sanmıyorum. Bu şekilde gittiği sürece de Türkiye’de ciddi bir solun olamayacağını düşünüyorum. Bununla birlikte doğan yeni bir sol da var.

- Nedir bu ‘yeni sol’ açabilir misiniz?
Boykot cephesinde yeni bir sol tanımlandı. Fakat o sol da kendini ne kadar genişletebilecek bu tartışılır. Yani ‘ben sadece ve sadece Kürtlerin haklarıyla ilgilenmiyorum. Tüm mağduriyetlerle ilgileniyorum’ mesajını vererek, yeni işbirliklerini ne kadar kurabilecek bunu hep birlikte göreceğiz.
 

EN YOKSUL KESİM, DUL KADINLAR

- Türkiye’nin doğusu ile batısı arasında yoksulluk tanımı değişiyor mu?
Mesela Van’da Bostaniçi İlçesi’nde eve aylardır 1 TL bile sokamayanlar da yoksul, İstanbul’da yeşilkartı olan, ruhsatsız büfe işleten biri de. Ama ikisinin ihtiyaçları birbirinden radikal olarak farklıdır. Arzuları farklıdır. Yoksulluk kavramı işlevsel olduğu kadar işlevsel olmayan bir kategoridir esasında. Van’da Bostaniçi’deki insanlarla konuştuğunuzda buradaki insanların size anlatacağı ilk şey ne kadar yoksul oldukları olmaz! Terk etmek zorunda kaldıkları köylerindeki ceviz ağaçlarının altında uyumayı ne kadar özledikleri olacaktır. Ve o ceviz ağaçlarının artık olmadığıdır. İnsanlar bunun hüznünü, mağduriyetini yaşarlar. Ama çok da yoksullar.

- Yani yoksulluğu kalıplara sokmak yanlış, öyle mi?
Kesinlikle. O yüzden yerel politika çok önemli. Bu durum sadece gelir meselesi haline sokulursa gelirler geldiği gibi gider. Çözümü sadece para olamaz.

- Yoksulluk tanımı içinde kadınlar nerede duruyor? 
Türkiye’nin en yoksul kesimi dul kadınlar. Köylerde de böyle şehirlerde de. Dul kadınlar için bizim bir siyasi projemiz var mı? Veyahut da sadece Kürtçe konuşan kadınlar için siyasi projemiz nedir? Anadilde eğitime hayır diyorsun,  peki bugün bu kadınların problemi nasıl çözülecek? Bu kadınların hiçbir şekilde evlerinden çıkamamaları, bürokrasiyle anlaşamamaları, her türlü haktan uzaklaşmış olmaları… Size soruyorum bunun adı yoksulluk mudur?

- Kadınların siyaset içindeki konumları nasıl?
Siyaset içinde garipsediğim şöyle bir şey var; kimse ideolojik olarak beğenmek zorunda değil ama BDP’nin hem milletvekilleri hem de belediyelerdeki kadın sayısına baktığınızda kadınların çoğunlukta olduğunu görürsünüz. Buna rağmen kadın-erkek eşitliğini savunan CHP’li kadınların, BDP’li kadınlara neden destek olmadığını, işbirliği içinde olmadığını anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü Türkiye’de siyasette kadınlaşmayı kendine amaç edinmiş tek parti BDP.

(Akşam)

0 views

Tarih: 21 Eylül 2010
0 views Görüntüleme

Kapalı Çarşı’yı kapatıp dansöz oynattılar

Vakit gazetesinde yer alan habere göre Mısır Çarşısı, akşam saatlerinde kapılarını ziyaretçiye kapattıktan sonra içeride hummalı bir çalışma başladı. Yaklaşık 50 kişilik bir çalışma ekibi, Mısır Çarşısı’nın içine bir ucundan bir ucuna masalar kuruldu. İçki şişeleri, bardaklar, masalar, ses sistemi, ışıklandırma, tek tek özenle kuruldu…

Uzun bir platform şeklinde hazırlanan yere saat 21.00 sularında turist kafilesi geldi. Yaklaşık 50 kişilik turist kafilesinde Amerikalı ve Almanların ağırlıkta olduğu görüldü. Turistlerin gelmesinin ardından yemekler yenildi. Turist kafilesi yemeklerini yedikten sonra çarşı içerisinde kısa bir tur attı. Daha sonra turistlerin masalarına gelmesinin ardından, çarşı içerisine ayrı ayrı kurulan yuvarlak platformda canlı müzik eşliğinde 6 tane dansöz, turistleri eğlendirdi! Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren ‘eğlence’ programında dansözler iki defa sahne aldılar.

ESNAFA 300 TL KEPENK İNDİRMEME PARASI

Çarşı esnafından bazıları ise tarihi yerde yapılan bu ayıba tepki göstermek amacıyla kepenk kapattı. Kepenk kapatmayan esnafa ise 300 TL civarında ücret ödendiği öğrenildi. İsmini vermek istemeyen bazı çarşı esnafı, bu organizasyonun her sene 1-2 defa yapıldığını, birçok defa derneği uyarmalarına rağmen kendilerinin dinlenmediğini ifade etti.

“SUÇLU TURİZM FİRMASINDA”

Mısır Çarşısı Dernek Başkanı Çetin Palancı, “Amerika’nın en zengin insanları gelecek dediler. Organizasyonu düzenleyen turizm firmasıyla konuştuğumuzda programda sadece yemek var biliyorduk. Amerikalı turist gelmiş, orada bir bardak şarap içemeyecek mi? Benim dansözden haberim yok. Onların başına bir de nöbetçi mi dikeceğim. Burada suçlunun, organizasyonu düzenleyen turizm firması olduğunu düşünüyorum. Kapalı Çarşı’da da buna benzer organizasyonlar oluyor” şeklinde konuşarak kendini savundu.

DERNEK MÜDÜRÜ: MİSAFİRLERİM VAR KONUŞACAK DURUMDA DEĞİLİM!
Mısır Çarşısı Dernek Müdürü Ali Ozan ise, “Her sene turizm şirketleri yabancı gruplara yemekli müzikli program yapıyorlar, yer otantik olduğu için derneğimize başvuruyorlar. Kaymakamlık ve Emniyet’ten gerekli izinler alındıktan sonra program düzenleniyor. Başka da bir şey konuşmak istemiyorum” şeklinde konuştu. Ozan, organizasyon firmasının ismini gizleyerek, “Misafirlerim var, konuşacak durumda değilim” diyerek sorularımıza cevap vermek istemedi.

0 views

Sayfa 30 of 106« ilk...10202829303132405060...son »