"haber" kategorisi altındaki tüm yazılar listelenmektedir.
Tarih: 20 Kasım 2010
0 views Görüntüleme

Tacize uğrayan kızdan 3. kez rapor istendi, baba çıldırdı!

Tacize uğrayan kızdan 3. kez rapor istendi, baba çıldırdı!

Isparta’nın Gelendost ilçesinde üç yıl önce 9 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunulması iddiasıyla Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada mahkeme heyetinin üçüncü kez çocuğun ruh sağlığının bozulup bozulmadığına yönelik rapor istemesi acılı babayı çileden çıkardı.

Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın son duruşmasında mahkeme heyeti, İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan alınan ilk raporda çocuğun beden ve ruh sağlığının bozulmadığının, 27 Mayıs 2009 tarihinde gelen ikinci raporda ise çocuğun beden ve ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiğini, her iki raporda yaşanan farklı görüş nedeniyle İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan üçüncü bir rapor alınmasını ve duruşmanın da 12 Ocak 2011 tarihine ertelenmesini kararlaştırdı.

Karar, şimdi 11 yaşında olan kız çocuğu ile ailesinin tepkisine yol açtı. N.Y. isimli kızın babası İbrahim Y. AA muhabirine yaptığı açıklamada, üç yıl önceki sarkıntılıkla ilgili hukuk mücadelelerinin sürdüğünü ve mahkeme heyetinin verdiği karara göre de daha süreceğe benzediğini ifade etti. 2007 yılının Haziran ayında R.A’nın kızına elle tacizde bulunduğunu ve bunu öğrenir öğrenmez hukuki yollarla haklarını aramaya başladıklarını söyleyen İbrahim Y, ”Adalete sonsuz güveniyoruz ama bir an önce kararın çıkmasını bekliyoruz” dedi.

İlçede çaycılık yaparak geçimini sağladığını ancak bu olaydan sonra işi bırakmak zorunda kaldığını anlatan İbrahim Y, üç yıldır kızının ve ailesinin ruh sağlığının bozulduğunu, maddi açıdan da sıkıntıya girdiklerini belirtti. Evlerini ve çaycılık yaptığı dükkanı satmak zorunda kaldığını ifade eden İbrahim Y, ilçede de huzurlarının kalmadığını kaydetti. Arkadaşlarının kendisiyle dalga geçtiği için kızının okula gitmek istemediğini söyleyen İbrahim Y, ”Mağdur olmaya devam ediyoruz, sanık ise sanki suçsuz gibi hayatını yaşıyor” dedi.

Kızının bu olay yaşanmadan önce okuldan ”teşekkür” belgesi getirdiğini ancak geçen sürenin ardından kızının en basit matematik işlemini bile yapamadığını ifade eden İbrahim Y, kızının her geçen gün gözünün önünde eriyip gittiğini söyledi. Yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen bir de bayramdan önceki hafta görülen davada yeniden bir rapor alınması yönündeki kararın kendilerini daha da üzdüğünü söyleyen acılı baba, kızının bir kez daha Adli Tıp Kurumu’na gitmek istemediğini bildirdi. Kızının ruh sağlığının daha da bozulduğunu işaret eden baba, sözlerine şöyle devam etti:

”İlk rapor almaya gittiğimizde kızım bir heyetin yanına girdi, önce hangi dersi sevdiğini sormuşlar o da İngilizce demiş, sonra hangi yemeği sevdiğini sormuşlar o da patates kızartması demiş. Bu heyet kızıma (beden ve ruh sağlığı bozuk değildir) diye rapor verdi. Bu rapora itiraz ettik. İkinci kez bir rapor almamız istendi ve kızım aynı heyetin karşısına çıktı. Burada yine aynı sorularla karşılaştı, tek fark patates kızartmasını ketçaplı mı ketçapsız mı sevdiğini sormuşlar. Bu rapordan da (beden ve ruh sağlığı bozuktur) diye rapor çıktı. Şimdi ise mahkeme heyeti, iki raporda çelişki var gerekçesiyle üçüncü bir rapor alınmasını istedi. Üç yıldır hak arama mücadelemiz sürüyor. Şimdi yeniden rapor alma süreci başlayacak. Bu raporun çıkması da iki yılı bulur.”

0 views

Tarih: 20 Kasım 2010
0 views Görüntüleme

Arkadaşını öldüren polis Bakırköy’e sevk edildi

Arkadaşını öldüren polis Bakırköy'e sevk edildi

Bursa’nın İnegöl ilçesinde bir meslektaşını şehit eden, 2 meslektaşını da yaralayan polis Suat Karabağ(30), Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi görmesi için Metris Cezaevi’ne sevk edildi.

İnegöl İlçe Emniyet Müdürlüğü Önleyici Hizmetler Bürosu’nda görevli polis Suat Karabağ, geçtiğimiz hafta cinnet getirmesi sonucu Halil Kazan’ı (35) şehit etmiş, Selahattin Arslan (46) ve Murat Solaklı (31) isimli 2 polisi de yaralamıştı. Kendisini etkisiz hale getirmek isteyen meslektaşlarıyla çatışan Suat Karabağ, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Suat Karabağ, konulduğu Bursa E Tipi Kapalı Cezaevi’nden Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi görmesi için İstanbul Metris Cezaevi’ne nakledildi.

Bursa Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki Çarşı Polis Merkezi’nde görev yaparken geçen Temmuz ayında İnegöl’e tayin edilen Suat Karabağ’ın, geçmişte de psikolojik rahatsızlık geçirdiği iddia edildi.
 

0 views

Tarih: 20 Kasım 2010
1 views Görüntüleme

İstanbul’da metruk binada çökme

İstanbul'da metruk binada çökme

Göçük altında birilerinin kaldığı söylentisiyle itfaiye ekiplerinin sevk edildiği olayda ölen ya da yaralananın bulunmaması herkese rahat bir nefes aldırdı.

Bağlarbaşı Mahallesi Sipahiler Caddesi Yeşil Sokak üzerinde kullanılamayan iki katlı bir binanın duvarında göçme meydana geldi. Meydana gelen göçük sokakta paniğe neden oldu. Çöken duvarın altında sokakta oynayan çocukların olduğunu düşünen mahalleli, itfaiye ve ambulansa haber verdi. Olay yerinde yapılan çalışmalarda göçük altında canlı izine rastlanmadı. Göçük altında kimsenin olmadığı anlaşılınca, mahalleli de rahat bir nefes aldı.

Binanın yıllardır boş halde olduğunu söyleyen çevre sakinleri defalarca belediyeye başvurmalarına rağmen yetkililerin önlem almadığını öne sürdü. Binayı sokaklarında istemediklerini belirten mahalleli, olayda kimsenin canının yanmamasının tek sevindirici şey olduğunu aktardı.
 

0 views

Tarih: 20 Kasım 2010
0 views Görüntüleme

Uçurum ucunda kurtarılmayı bekledi

Uçurum ucunda kurtarılmayı bekledi

Olay bugün akşam saatlerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Spil Dağı Seyir Tepesi mevkiinde kayalıklarda mahsur kaldıklarını ihbar eden Erdem Araçlı (27) ile Levent Işıkgöz (26) isimli gençler, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ile İtfaiye Müdürlüğü ekiplerini harekete geçirdi. Gençlerin mahsur kaldıkları bölgeye çıkış yeri olan Kırkahvesi mevkiinde buluşan kurtarma ekipleri, el fenerleri ve halatlarla dağa tırmanya başladı.

Bölgede yaşayan vatandaşların da bilgisine başvurarak kayalık bölgeye doğru ilerleyen ekipler, yaklaşık bir saat sonra gençlere ulaşabildi. 300 metre yükseklikte uçurumun kenarında saatlerce kurtarılmayı bekleyen gençler, yarım saatlik çalışmanının sonucunda bellerine halatlar bağlanarak kurtarıldı. Sağlık durumları iyi olan Erdem Araçlı ile Levent Işıkgöz, kurtarma görevlilerinin yardımıyla dağdan indirildi. Kırkahvesi mevkiinde hazır bekletilen ambulansa alınan Erdem Araçlı, gazetecilerin olaya ilişkin sorularını cevapsız bıraktı. Gençler ambulansla Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi’ne kaldırıldılar.

İl Afet ve Acil Durum Müdürü Bekir Şen, İtfaiye Müdürlüğü ekipleri ile müşterek çalışma sonucu gençlere ulaştıklarını ve halatlar yardımıyla tehlikeli bölgeden alarak dağdan indirdiklerini söyledi. Şen, gezinti amacıyla dağa tırmandıklarını öne süren gençlerin, sağlık durumlarının iyi olduğunu belirtti. Bu arada, olay yerine ilk ulaşan bir görevli, gençleri yaklaşık 300 metre yüksekliğindeki uçurumun kıyısında bulduklarını, halatlar kullanarak onları düşmekten son anda kurtardıklarını söyledi.

1 views

Tarih: 20 Kasım 2010
0 views Görüntüleme

Ankara’da dönüş trafiği yoğun

Ankara'da dönüş trafiği yoğun

Birçok ilin bağlantı noktası Elmadağ’da Ankara-Kırıkkale karayolunda dönüş yoğunluğu yaşanıyor. Yeni yapılan Elmadağ rampalarındaki viyadükün açılması, daha önceki yıllara nazaran yoğunluk nedeniyle uzun araç kuyrukları görüntüsünü engelledi.

Zaman zaman yaşanan maddi hasarlı ve yaralanmalı kazalar nedeniyle yol kısmen trafiğe kapanıyor. Trafik, ekiplerin müdahalesiyle normale dönüyor.
 

0 views

Tarih: 20 Kasım 2010
1 views Görüntüleme

İstanbul’a dönüş trafiğinde yoğunluk var

İstanbul'a dönüş trafiğinde yoğunluk var

TEM Otoyolu ve D-100 Karayolu’nun Kocaeli bölgesinde trafik durma noktasına geldi. Yollarda kilometrelerce araç kuyruğu dikkat çekti.

Dokuz günlük bayram tatilinde Anadolu’ya gidenler bugün dönüşe geçti. Tatilin bitmesine iki gün kala tatilcilerin erken dönmesi nedeniyle yollarda uzun araç kuyrukları oluştu. Araç kuyruğu, TEM Otoyolu İzmit Gültepe Rampası’ndan başlayıp Sakarya’ya kadar uzanıyor. Trafik adım adım ilerlerken, bazen durma noktasına geliyor.

TEM’deki kuyruktan sıkılan sürücüler, D-100′e yönelince burada da yoğunluk başladı. Yetkililer, trafik yoğunluğunun gece geç saatlere kadar devam edeceğini bildirdi.

1 views

Tarih: 20 Kasım 2010
0 views Görüntüleme

İstanbul’da banliyö trenine bomba ihbarı

İstanbul'da banliyö trenine bomba ihbarı

Alınan bilgiye göre, aralarında konuştuktan sonra trenden inen iki yolcudan şüphelenen bir vatandaş, polisi arayarak bomba ihbarında bulundu.

İhbarı değerlendiren polis ekipleri, TCDD ile irtibata geçerek, trenin Güzelyalı’da durdurulmasını istedi.

Güzelyalı istasyonunda güvenlik nedeniyle durdurularak yolcuları tahliye edilen tren, bomba uzmanı ekiplerin arama yapması için Tuzla istasyonuna çekildi.

İHBAR ASILSIZ ÇIKTI

Haydarpaşa’dan Gebze’ye giden banliyö treniyle ilgili yapılan bomba ihbarı asılsız çıktı. 

İhbar nedeniyle Güzelyalı’da boşaltılarak, Tuzla istasyonuna çekilen trende bomba uzmanı ekipler tarafından polis köpekleri eşliğinde detaylı arama yapıldı.

Yaklaşık yarım saat süren aramada herhangi bir patlayıcı maddeye rastlanmadı.

0 views

Tarih: 20 Kasım 2010
0 views Görüntüleme

Baraja giren çocuklardan 2′si boğuldu

Baraja giren çocuklardan 2'si boğuldu

Alınan bilgiye göre, ilköğretim 8. sınıf öğrencileri Emre Aslantaş, Fikret Eymür, Özgür Baş ve Coşkun Yozgat, balık tutmak üzere Altınşehir Şamlar Barajı’na gitti. Burada çocuklardan birinin oltasındaki mantar suya düştü. Mantarı almaya çalışan Coşkun Yozgat, bir anda baraj sularına düştü.

Yozgat’ın sulara gömüldüğünü gören arkadaşları Emre ve Fikret de baraja girdi. Suya giren çocukların tamamı çırpınmaya başladı. Çevredeki vatandaşlar, denize düşen çocuklardan Emre Aslantaş’ı kurtardı. Coşkun Yozgat ve Fikret Eymür ise boğularak hayatını kaybetti.

Bölgeye gelen arama kurtarma ekipleri ve dalgıçlar, boğulan iki çocuğun cesetlerini sudan çıkardı.

İHA

0 views

Tarih: 20 Kasım 2010
1 views Görüntüleme

Sevil Atasoy: Ben kesinlikle fişleme yapmadım

Sevil Atasoy: Ben kesinlikle fişleme yapmadım

Nuriye Akman‘ın röportajı

Eski Adli Tıp Enstitüsü ve BM Uyuşturucu Kontrol Kurulu Başkanı olan Sevil Atasoy, Uluslararası Adli Bilimler Merkezi’nin sahibi. Tam adı Hafize Hikmet Sevil Atasoy Ekinci.

Onu televizyondaki Kanıt programından, gerçek suç öyküleri üzerine yazdığı kitaplardan, internete düşen bazı yazışmalarından ve son olarak kendisinden yirmi üç yaş küçük bir gazeteciyle yaptığı evliliğinden tanıyorsunuz.

Türkiye’nin uyuşturucu karnesinden tutun da, DNA bankasının önemine, meslektaşlarını orduya ihbar edip etmediğinden Ergenekon sanıklarından Adli Tıpçı Ümit Sayın’la ilişkisine, Özal’ın kuşkulu ölümünden kendi sert mizacına, dinî ve siyasî görüşlerinden genç eşine kadar geniş bir yelpazede konuştuk.

Bilime tutkusunun onu ulaştırdığı son noktanın Allah aşkı olduğunu okuyunca çok şaşıracaksınız.

Sevil Hanım siz arkadaşlarınızı fişlediniz mi?

Yok, hayır.

Onları orduya ihbar etmediniz mi?

Hayır hayır. Bunu yapmam için bir neden olmadığı gibi o insanların içinde bir kişi hariç, hiçbirisi benim yanımda çalışmış değil. Yani benim onlar hakkında zaten kişisel bir bilgi elde etmek gibi bir kaynağım yok. Benim memurlarım değiller. Benim yanımda çalışmış değiller.

Ama yine de kimini Kürtçü diye, kimini terörist diye, kimini Ermenici, kimini İslamcı diye fişlemediniz mi?

Ben kesinlikle öyle bir şey yapmadım. O işle benim hiçbir ilgim yok.

Peki o kırk yedi sayfalık raporu kim yazdı?

Hiç bilmiyorum. Soruşturma sürüyor, mahkeme başladı. O meydana çıkacak. Ama ben yazmadım. Onu çok açık yüreklilikle söylerim. Evet, görüştüm, herkesle görüştüm.

Hurşit Tolon’la mı?

Onun dışında birçok milletvekili, birçok bakan ile görüştüm. Yurtdışında değişik görevlerim vardı. Rektör beye Allahaısmarladık demek üzere gittim. Ve kendi çocuklarımızdan, benim torunumdan ve onun doğmakta olacak torunundan filan gayet samimi bir şekilde konuştuk. O tarihte büyük bir gazetenin birinci sayfasında İstanbul Üniversitesi’nin Fen Fakültesi’nin amfisinde uyuşturucu kullanıldığına dair birinin cep telefonuyla çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Üniversite kampüslerinde uyuşturucu ile nasıl mücadele edilebilir diye bir rapor yazmıştım. O raporu götürdüm rektör beye teslim ettim. Yani kampüslerde ne yapılır madde kullanımı ile mücadele için diye. Çünkü o tarihte ben Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu’nun üyesiydim. Yani dünyadaki on üç kişiden biriydim o tarihte. Sonra o kurumun başkanı oldum. Ve dediğim gibi rektöre üniversite kampüslerinde nasıl önlem alınır şeklinde bir rapor sundum.

Yıl 2005 mi?

Evet. Adli Tıp Enstitüsü müdürlüğü, bütün rektörlüklere bağlı müdürlükler gibi üç yılda bir rektör ataması ile gelinen makamlardır. Üçüncü yılımın bitmesine bir hafta kalmıştı ben kendisiyle gidip bu konuşmayı yaptığımda. Hiçbir biçimde hocam atayacak mısın beni tekrar gibi bir şey dillendirmedim. Yakışmaz bana zaten. Bu konuyu hiç konuşmadık. Ve ben Belçika’ya gittim, oradaki bir toplantıya. Süre bitti. Ben oradaydım hâlâ. Merak ettim, ne oldu acaba, yeniden atadı mı diye merak ettim. Telefonla bir yakınıma rica ettim, rektörlüğe bir bak bakalım ne oldu diyerekten.

Sizi değil bir başkasını atadılar.

Evet. Tanımadığım bir isimdi. Elbette benim yerime başka birini atamak kadar doğal bir şey olamaz. On sekiz sene kesintisiz bir yerin başındasınız. Günün birinde artık sizin yerinize başka birinin olması kadar doğal bir şey olamaz. Fakat bir şeyi büyütüyorsunuz. Gecenizi gündüzünüzü veriyorsunuz, bir yeri kurumsallaştırıyor ve uluslararası bir isim haline getiriyorsunuz. Tabii ki benden sonra bu çocuğa kim bakacak diye merak etmek kadar doğal bir şey yok. Bununda arkasında ne olabileceğine dair elbette çok insanla konuştum. Eski adalet bakanları dâhil olmak üzere.

Tolon’la niye konuşuyorsunuz bunu? Ne alaka?

Bunun altındaki sebebin ne olduğunu belki biliyordur diye düşündüm. Çünkü bizim çok asker öğrencimiz de vardı. Ben bunu polisle de konuştum. Dolayısıyla ben bilebilecek olan işadamları dâhil olmak üzere herkesle konuştum. Hiçbir sonuç çıkmadı. O 47 sayfalık raporla hiç ilgim yok.

Ümit Sayın’ın sizi kullandığını söylemiştiniz daha önce. Kullanacağını da hiç tahmin etmediğim için kendime esef ediyorum dediniz. Ümit Sayın sizi nasıl kullandı?

Kullandı kelimesi biraz abartı bir kelime. Ama bu 47 sayfalık raporun bir üst yazısı var, bir önyazısı var. Şu anda bu duruşma safhasında olduğu için daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.

Kimin imzası var o önyazıda?

Hiç kimsenin yok. Bu ordunun kendisinin bir istihbarat raporudur. Oradaki metinde sadece benim adım geçiyor. Hâlbuki oraya ben yalnız gitmedim. Orada geldi, anlattı filan diye geçiyor. Geldi, anlattı diye bir şey. Evet, ama benim yanımda birisi var. Ben onları tanımam.

Siz kimlerle gittiniz Tolon’a?

Ümit Sayın’la birlikte gittim ben. Ama ben Hurşit Tolon Paşa’yı o gün ilk defa gördüm. Bir daha da hiç görmedim. Görsem de şimdi tanımam. Ama o üst yazıda benim adımdan başka kimsenin adı yok.

Ümit Sayın’ın adı yok yani.

Hayır. Hâlbuki ben oraya yalnız gitmedim.

Ümit Sayın’la birlikte gitmenizin, onu tercih etmenizin sebebi ne?

Onu tercih etmem diye bir şey yok. Benim Adli Tıp Enstitüsü’nde o tarihte çalışan herkesle bu konuyu konuşurduk. Yani neden böyle oldu diyerekten. Neden bizden biri değil diye. Ve benim bunun altında yatan nedenleri öğrenmek için onunla, bununla konuştuğumu herkes biliyor.

O raporu siz vermediyseniz bile, orada yazılan iddialara katılıyor musunuz?

Hayır katılmıyorum. Bilmediğim bir şeye nasıl katılırım.

Tolon’la o konuşmada bunlar konu edilmedi mi?

Hayır, konu edilmedi. Yani o konuşmada Adli Tıp Kurumu’na alternatif başka bir bilirkişi kurumu oluşturma konuşuldu. Adli Tıp’a alternatif başka bir bilirkişi kurumu oluşturma gayretleri her zaman için Türkiye’de olmuştur. Son yirmi yıldır benim tanık olduğum değişik dönemlerde Adli Tıp Kurumu topluma hizmete yetmiyor. Mutlaka içinde üniversitenin de bulunduğu başka alternatif organizasyonların yapılması gerekir diye.

Adli Tıp Kurumu’na alternatif kurum oluşturmak askerin işi mi?

Ben onu demiyorum ki size, bunların işi demiyorum zaten.

Peki askerin böyle bir rapor istemesini, bunun için birtakım insanları kullanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Asker böyle bir raporu benden istemediği için bunu bilmiyorum. Bunu yazan birisi böyle hayal de etmiş olabilir benden bir rapor istiyorlar diye.

Ümit Sayın’ın bundan ne çıkarı var?

Hiç. Bu yazanın Ümit Sayın olduğunu da kim söylüyor? O da meçhul.

Birlikte yargılanıyorsunuz. Ne aşamada şu anda?

Ben ifade verdim. Konya’ya gidip geliyorum. Evlendiğimi biliyorsunuz. Orada da bir evimiz var. Bu eve gidip geliyorum çok sıklıkla. Dolayısıyla ora ile bura arasında giden bir hayatta bu duruşma da gelecek sene temmuza ertelendi..

Siz ulusalcı mısınız?

Ben hiçbir şey değilim.

Siyasi görüşünüz nedir?

Benim siyasi görüşüm olamaz. Neden olamaz onu söyleyeyim. Yaptığınız iş herkese eşit mesafede durmanızı zorunlu kılan bir iştir. Yani arkasında bunun kim var onu hiçbir zaman merak edemezsiniz zaten. Yani öyle bir şey olamaz hayatınızda. Dolayısıyla bu size uzun yıllar zaten ket vurur bir taraf olmanıza. Düşünseniz bile söylemenizi engeller. Yani siyasi görüşünüzün ne olduğunu kendiniz bilseniz bile bunu dillendiremezsiniz. Bu yok sizin için. Olmamalı. Nitekim öyle de olmuştur. Benim verdiğim raporlarda, altına imza attığım raporlarda şöyle bir bakarsanız siyasi görüşü bu tarafta da olanlar için raporlar var, bu tarafta da olanlar için raporlar var. Böyle bir tarafgirlik zaten bizim mesleğimizde söz konusu olamaz.

Ama sizden sonra Adli Tıp Enstitüsü’nün başına gelen insanların görüşleriyle bağdaşmadığınız için sordum.

Hayır, öyle bir şey yok. Şimdikilerin de böyle bir siyasi tavır içinde olmadıkları ortada. Zaten siyasi tavır içinde olan birisi ne Adli Tıp Kurumu başkanı olur, ne Adli Tıp Enstitüsü’nün müdürü olur, ne Adli Tıp anabilim dalının başkanı olur. Bugüne kadar buna hep dikkat edilmiştir.

Yani siz siyasi bir yönü yoktu zaten diyorsunuz, sadece meslekten gelmediği için itiraz ediyorsunuz.

Tabii ki. Ben niçin orayı bilmeyen ve yıllardır emek verdiğiniz bir organizasyonun içinden biri değil diyerekten. Çünkü Adli Tıp Enstitüsü’nün benden sonraki döneminde o geldiği noktayı, o parladığı noktayı sürdüremediklerini görüyorum. Onların da şimdi Türkiye’de seslerinin duyulması gerekirdi diye düşünüyorum.

İmdat Elmas’tan söz ediyoruz, değil mi?

Orada olan öğretim üyelerinden söz ediyoruz. Çok büyük bir bölümü oradan ayrıldı. Niçin ayrıldı? Yani Adli Tıp Enstitüsü’nün kadrosunda çok önemli eksiklikler var şu anda. Oradan istifa edenler oldu, başka yerlere gidenler oldu. Neden? Bu ne?

Ümit Sayın’la chatleşmeniz var bir de.

Bu chat’in içerisinde birtakım eklemeler var.

Ne eklenmiş mesela?

Bu da şu anda zaten soruşturmaya dahildir. Dolayısıyla açıklığa kavuşacaktır.

Sayın, “Yazdıklarımı okuyunca küçük dilini yutacaksın” diyor. Siz de aaa öyle mi diyorsunuz.

Evet, ama bunu hatırlamanız zaten mümkün değil. Bilmem kaç sene önce birinin, şimdi şu sohbetteki iki kelimeyi birbirimize ben onu dediydim, o bana dediydiyi hatırlayamazsınız. Çok önemli şeyleri kavram olarak, biz şunu konuştuyduk, bir araya geldik, şunları konuştuyduk dersiniz. Ama geri kalanını hatırlamanız mümkün değil. Ya öyle mi, dedim mi, demedim mi? bunu sana orada mı söyledim, yoksa başka bir yerde mi söyledi, kim söyledi bunu hatırlamanız mümkün değil.

Jitem’e aktaralım bunları deniyor o yazışmada.

Yok, ben böyle bir şeyi zaten kabul etmem.

Şato’dan kastı hatırlıyor musunuz?

O kavram Kafka’nın bir romanıdır.

Onu biliyoruz. Sizin için anlamı?

Hepimizin arasında şato olarak söylenir orada çalışan herkes.

Yani Genelkurmay karargâhı, yahut Birinci Ordu Komutanlığı’na şato mu diyorsunuz?

Yani, herhalde. Belki lokasyon olarak, belki coğrafi olarak bu jargonu o şekilde götürmüş olabiliriz. Hatırlamıyorum. Orada ben Hurşit Tolon Paşa’ya gittiğimizi hiçbir zaman reddetmedim. Zaten gittik. Her televizyon programında söyledim bunu.

Peki, Ümit Sayın’ın sizinle ilgili yaptığı yanlış ne?

Hem benimle çok yakın bir dost gibi destek vermesi ve neden bu yönetim değişikliği oldu soruma cevap bulabilmem için bana yardımcı olmaya çalışan bir insanın hemen o dönem içerisinde, aramızdaki ilişkide hiçbir değişiklik olmadığı halde yani orada başkalarıyla benim aleyhimde konuşmasını hazmedemedim ben.

Aleyhte derken ne diyor mesela?

Soyum, sopum filanla ilgili birtakım şeyler söylüyor. Etnik şeylerle ilgili. Anneannemin tarafı Polonya göçmeni.

Yahudi mi yani?

Evet. Yahudileri hiç sevmeyen, çok ağır konuşan bir insan Ümit Sayın, ben ailemin anne tarafının üçüncü kuşak öncesinin nereden Türkiye’ye göç ettiklerinin gündeme gelmesini istemediğim için ben etnik ayrımcılık yapan bir insan olmadığımdan hiç kimseye de zaten sormam bile sen nerelisin, nereden geliyorsun filan.

Tabii, Yahudi olmak ayıp bir şey değil ki.

Evet. Ama demek istediğim, çok ciddi Yahudi aleyhtarı olan bir insan ile ben bunu hiçbir zaman açık ve seçik konuşmadığım halde bunu ileri sürerek birileriyle benim aleyhimde çok ağır laflar konuşmuş olması bana çok kırıcı geldi o zamanlar.

Ne zaman öğrendiniz, böyle konuştuğunu?

Bunu birtakım kişiler daha sonra bana söylediler. İşte 2005 sonu gibi. Ben Yahudilere karşı olan tutumunu bildiğim için onun, fakat hiçbir zaman da ona bu konuda bir reaksiyon göstermediğimden, benimle ilgili böyle bir bilgiyi neden kullanmış olduğunu anlayamadım.

Kendisine sormadınız mı?

Hayır, görüşmedim hiçbir zaman.

2005′ten beri görüşmediniz mi?

Hayır.

Ama birisi benim hakkımda konuşsa böyle ileri geri, sen manyak mısın, ne diyorsun diye sorarım.

Benim huyum değildir, yapmam. Notumu veririm, defterimden de silerim. Başka bir şey yapamam. Ama insan üzülüyor.

Peki siz Yahudi misiniz?

Değilim, ben iyi bir Müslüman’ım. Baba tarafından Şeyhülislam soyundan gelen. Polonyalı Yahudi olan annemin anneannesi. Oradan Türkiye’ye göç etmiş bir insandır.

İyi bir Müslüman’ı nasıl tanımlıyorsunuz?

Kendime göre iyi bir Müslüman’ım. Yani herkes Allah ile arasındaki iletişimin ne şekilde olacağını tabii ki kendisi bilir. Ama inanırım. Hiçbir zaman bundan da kuşku duymadım. Babaannem dört defa hacca gitmiş birisidir. Annem Müslüman olmuştur, Müslüman mezarlığında yatmaktadır. Bütün bunlar bizim hayatımızın çizgisidir.

Babanız?

Ateist değildi. Dindar da değildi. İcapların bir bölümünü o da yerine getirmiştir. Yani bunun pratiğinden ziyade fikrî boyutu önemliydi. Annem ateistti diyebilirim. Din bizim evimizde bir konu değildi. Belki kƒğıt üstünde babamın Müslüman, annemin Yahudi olmasından kaynaklanan bir durum. Kimse bir şey bilmezdi. Müslümanlık daha çok bilinirdi ama babaannem sayesinde. Ama öbür tarafın hiçbir bilgisi yoktu. Bunların bayramı ne zamandır, ne yapılır.

Yahudi bayramlarını da kutlamazdınız yani.

Kutlamıyorduk, yok. Annem Müslüman mezarlığına gömüldüğü için Müslüman oldu diyorum. Yoksa başka en ufak bir şeyi olduğunu ben görmedim. Müslümanlığı kâğıt üstündeydi.

(Zaman)

1 views

Tarih: 20 Kasım 2010
0 views Görüntüleme

İlk Türk Hacı kafilesi yurda döndü – VİDEO

İlk Türk Hacı kafilesi yurda döndü - VİDEO

Kutsal topraklarda hacı olan ilk vatandaş kafilesi sabah saatlerinde İstanbul’a geldi. Cidde ve Medine’den Türk Hava Yolları’na ait uçaklarla Atatürk Havalimanı’na gelen hacıları yakınları karşıladı. Hac ibadetini yerine getirerek yurda dönen Muhittin ve İlkin Cihangir çifti duygularını basın mensuplarına aktardı. İlkin Cihangir, kutsal topraklarda bulunmanın ve hacı olmanın çok farklı bir duygu olduğunu dile getirdi. Herkes için dua ettiğini belirten İlkin Cihangir, Mekke’de yağan yağmur sırasında Müslümanların ibadet etmesinin kendisini çok etkilediğini söyledi.

Oğluyla birlikte hacca giden 80 yaşındaki Mustafa Kılıç da, çok mutlu olduğunu belirtti. Kılıç, tüm ülke için dua ettiğini ifade etti. Diğer hacılar da kutsal topraklarda bulunmanın tarif edilemez bir duygu olduğunu dile getirdi. İstanbul’a gelen hacılar, havalimanında kendilerini bekleyen yakınlarıyla kucaklaşarak hasret giderdi.

0 views

Sayfa 10 of 106« ilk...89101112203040...son »